Ben Kanser değilim, sadece yengeçlerim var’dı…

Bilindiği üzere ‘cancer’ latince ve antik Yunanca ‘yengeç’ demektir.

Bu hastalığın adının neden yengeç olduğuna gelince, yengeç avını kıskaçlarıyla yakalar ve kemirerek öldürmeyi hedefler. Yengeçler yan yürürler, tıpkı kanserli hücrelerin yan yana ilerlemesi gibi…

Yaklaşık üç yıla yakın devam eden karın ağrılarım “İyileşmesi gereken bir şeyler var” sinyali veriyordu. Ancak uzun süren tetkikler neticesinde önemli bir bulguya da rastlanmamıştı. Üzücü olan kısmı ise artık hastalık hastası olduğum düşüncesiydi… En son hassas bağırsak sendromu teşhisiyle, nerdeyse çölyak rejimine yakın bir rejim uygulandı. Tabi sonuç alınamadı kilo vermemin dışında.

“Olsun” dedim “sağlıklı beslendim ve fazlalıklarımdan kurtuldum”.  Ama aslolan nokta hala sinyalde…

Gelişmelerden sonra yapmak istediğim ama yapamadığım bir şeyi belki de yerine getirme zamanı gelmiştir. Her gidişimde “benlik bir durum yok” diyen, diğer branş hekimlerince de tüm oklar onu gösterdiğinde gittiğim Jinekoloğumu ziyaret ederek, senin beni ve görüşleri yok saydığın, üzerinde durmadığını kırk akıllı zorla çıkardı diyebilmek için. Bunu tıbbı bir eleştiri olarak değil, sadece duygularımı ifade etmek için söylüyorum.

Hastalık yoktur, hasta vardır… Hastalık ezber bozar hastasına göre… Geçmeyen şikayetler varsa, literatür bir yana hasta bir yana… Başlangıçta durumumda olası göz ardılara  isyan etmiyorum. Bu yolda “almam gerekenler varmış” diyorum.

Değitirdiğim yeni Jinekoloğumun görüşüne göre yapılacak tek şey kalmıştı geriye “laparoskopik tanı”.

Çıkan Patoloji sonucu “kanserli hücrelerimin varlığını” gösteriyordu. Artık saklamak yok direk yüzünüze söyleniyor CA olmayı başarmışsınız dercesine. İyi de oluyor bence, saklanması güven kaybı. Parçayı değerlendiren ilk Pataloji Uzmanı ile yaptığım görüşme de söylediği şuydu…

“ Periton Ca. Primer nokta tam belli değil, ancak over kaynaklı olduğunu düşünüyorum… İleri inceleme için başka laboratuvarlara da götürebilirsiniz parçayı. Umarım ben yanılıyorumdur ve siz bana gelip yanıldığımı söylersiniz”.  Korku yaşamadım, şaşkındım sadece. Ağlayamadım bile.

Genetik kodlarımızda da yoktu ki, daha sonra bir umut alınan parçayı iki hastanede daha incelettik.

Sonuç değişmedi bilinen bir hastanede konsey kararıyla ilk tedavim başladı. Üç kür kemoterapi ardından ameliyat kararı alınmıştı.

Ancak üç kürden sonra Pet çekimiyle ve tek hekim kararıyla, bilinmeyen bir zamana uzamıştı kemoterapi süreci, yengeçlerimden temizlenene kadar.

“Hayır” diyordu içim bu işte bir şeyler eksik… Tıbben doğruluğunu tartışmıyorum elbet, sadece hissettiklerim…

İşte o günler, değişen kararla birlikte çapraz sorgumun başladığı günlerdi. İçimde yerine oturmayan bir şeyler vardı, ilk tedavi yöntemine ilişkin, rahatsız eden bir duygu.

Sorgulamalarımın sürmesi ile birlikte; Tıbben ikiye ayrıldı yöntem görüşleri. “Kemoterapiye devam”, “hayır ameliyat”.

“Hayır ameliyat” diyen grup, bana göre sistemin parçası olmamış, literatüre bağlı ancak hastanın genel durumunu da göz ardı etmeyen, gönüllü meslek erbaplarından oluşan ayrı bir gruptu.*

Onlara göre gecikmeden ameliyat olmalıydım ve ardından kemoterapi günleri.

Bir Tıp duayeni abim, o sıralar karar vermekte yaşadığım güçlüğü anlayarak, karar vermemi kolaylaştırmak adına bana şunu söyledi. Evet iki alternatif görünüyor, iki grupta sana bu rauntu kazandırmak için var. Birinde ringde fazla kalacaksın, ardından yeni maçı çıkarabilir misin. En çok sevdiğin kişi için böyle bir karar vermen gerekse, sen hangi kararı alırdın ? Uzun bir süre düşünmeme gerek yoktu bunun için.

Ve o gün ilk girdiğim yoldan, ayrı bir yola döndüm… Karar benimdi. İçim de huzurlu.

Tedavim süresince, tedavinin getirdiği her türlü düşüşü ben de yaşadım. Ama bunları hastalığımın değil, iyileşme sürecimin gerekleri olarak görmeye çalıştım ve moralimi yüksek tutmaya gayret ettim… İsyan mı, şikayet mi, kendini aciz ya da kurban gibi görmek mi, asla…

“Bu roldeysen şimdi rolünün gereğini yap, alman gerekenleri al ve sahneni başarıyla tamamla” diyordu iç sesim. Her şeyin bir sebebi var, bu sadece bir sonuç ! Hastalık durumu bana söylendiğinde ilk aklıma gelen şuydu, neyi eksik bıraktım kendimde, neyi sindiremedim yaşamda içime.  Çünkü bana göre hastalıklar iyileşmeyi bekleyen sendromlarla bizi uyarır ve gerçek bir iyileşme ancak içerde başlar…

“Rolünü oyna ama ona kendini kaptırma” terminleri ile yaşam rehberim olan hocam, Prof. Stefano D’ Anna öğretileri ve yaşam felsefesi bu dönemimin de iyikisiydi.

Karın bölgem yaşam bölgemdi. Bağırsaklarım, üreme organlarım hepsini kıskacına alan yengeç aslında benimle konuşuyordu… İçime sindiremediklerimin, örselenmiş duygularımın maddeleşmiş haliydi yengeçlerim…Kendimi ve duygularımı gözlemlemek için yazdım, nefes ve sanat terapisi ile dengede kalmaya çalıştım…

Düşman olmadım hiçbir zaman yengeçlerime. Hatta zaman zaman konuşarak barış teklif ettiğim zamanlar da oldu J “Sen güçlüsün bunu da aşacaksın”… Yaşamda güçlü olmak ve güçlü durmak, sizi aldığınız her rolde ayakta tutmaya yarıyormuş bunu anladım…

Kabullendim, direnmedim, ağladığım zamanlar da oldu elbet, ancak isyan asla… Yengeçlerle savaşmak mı, bu savaşmak değildi bana göre, çünkü savaşta ağır mağlubiyetlerde mümkün. Bu uzun bir barış süreciydi… Kendimle ve yengeçlerimle

Aciz ya da kurban rolüne bürünen bir hasta gibi davranmak, her zaman tehlikeli bir rol hele yengeçleriniz varsa…

“Her tuzakta hayır ben aciz değilim, kurban da değilim, ben öğrenciyim ve iyileşme sürecindeyim” diye teselli ettim kendimi. En zor anlarda gülümsedim içimde…

Aşkla işine bağlı tıp insanların arasında teslimiyet duygusuyla, sonuç her ne olursa olsun daha az riskli olanı seçtim… Gönlünü yol yapan, sevgiyle işine yüreğini koyanları… Mekanikleşen bir sistemin içinde, gözlerindeki ışığı kapamamış, hala kalp atışları duyulanlar, onlar iyiki var…

Sonuç mu?

Yengeçlerim benimle Sevgili Doktorlarım aracılığıyla barış imzaladıJ

Yapılan ameliyat oldukça başarılı bir temizlik operasyonuydu ve Kemoterapi sonrası son durum “STABİL”…

Ancak biliyorum ki, kendimizi sevmekten vaz geçer, kendimizle barışık kalmayı başaramazsak, olumsuz duygularımızdan özgürleşemezsek, yeni yengeçler ziyaretçi olabilir. Çevrenizde sevgi seli olsa bile, bu yolda yine de yalnız olduğunuzu hatırlamak da ayrıca yarar var. Anlaşılmayı çok da beklememek lazım sanırım bu süreçte, çünkü kendi yaşadığımızı sadece biz anlayabiliriz, o bile tam mümkün değilken başkalarını bizi anlamıyor diye suçlamak da yersiz bir düşüş olacaktır… Ancak yine de iyi bir yönü var bu hastalığın, hayatımızdaki gereksiz ve sahte kalabalıktan uzaklaşmak ve moralde kalmak.

Olumsuz olabilecek yeni bir süreci artık düşlemek istemiyorum…

Yengeçler aslında bakıldığında “ hep ileri komutu veriyor” ve temizlenseler de uzun süre kendilerini hatırlatıyor ve aslında şunu söylüyorlar.

“Kendini daima sev, iradeni iyi yönde kullan. Kendini erteleme. Yaşamayı seçtiysen, kıskacıma düşme, koş ve her zaman kendine daha fazla koşabileceğini söyle” …

Bu vesileyle yaşamımda iyiki varsın’ız dediklerime, yolları tıptan, gönülleri sevgiden geçen Meslek aşkını onuruyla taşıyan Doktorlarıma teşekkür ediyorum….

Sevgi ve Şifa ile, “Şifa için var olun”.

Evren Balgöz

*

Prof. Dr. Gökhan Akbulut,

Dr. Mehmet Gökçü ve

Ekibinde yer alan Tıp temsilcileri

Dr. Tibet Koyuncu

Doç. Dr. Özlem Sönmez

Doç. Dr. Çağatay Arslan

Dr. Pınar Balgöz Ergül

Dr. İsmail Özsan

Dr. Lerzan Adıgüzel

Doç. Dr. Erol Ergüler

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s