Ateş

Pek çok çocuk dünyayı değiştirmek için doğduğuna inanır ama yaşam bu çocukların hemen hepsini yaşlandıkça “ehlileştirilir”. Az sayıda şanslı insan hayata çocuk gibi bakabilmeyi ve çocuklara özgü meraklarını sürdürebilirler. Onlar da aykırı / benzersiz gelen kimi görüşleri yüzünden sıkça eleştirilir yadırganır.

Yine böyle bir benzersiz bir adam farklı görüşleri yüzünden çevresinde alay edilmişti. Kalbinin kırıldığını, yorulduğunu hissetti ve küstü. Evine kapanıp toplumdan uzak yaşamayı tercih etti. O kadar ki her hafta gittiği arkadaş sohbetlerinden de ayağını kesti.

Bir kaç hafta sonra soğuk bir kış günü evinin kapısı ibadethanenin bilge din adamı tarafından çalındı. Adam pejmürde kıyafetleri, uzamış saçı sakalı ve bir elinde okuduğu kitap ile kapıyı açtı. Red edilemeyecek bir ziyaretçisi olduğunu görünce sessizce şöminenin karşısındaki kanepeyi işaret etti. Birlikte yan yana hiç konuşmadan oturdular ve ateşe bakmaya başladılar. Adam konuğunun neden geldiğini biliyordu ama tekrar mücadele etmeye gönülsüzdü. Asık suratı ile konuşmanın başlamasını hiç istemediğini hissettiriyordu.

Oysa arkadaşı hiç sesini çıkarmadı. Uzunca bir süre dans edip duran alevlere, kor haline gelmiş her biri birbirinden benzersiz odun parçalarına bakıp ateşin çıtırtılarını dinlediler.

Epey bir zaman sonra misafiri uzanıp eline maşayı aldı ve ateşin ortasındaki en parlak ve kızıl kor parçasını maşa ile tutup şöminenin kenarına yanan odun ve ateş olmayan bir yere bıraktı, sonra da yine geri yaslandı. Bu, bir başkasının evinde alışılmadık bir hareket olduğundan ev sahibi gözünü kor parçasına dikti ve yer değiştirmenin nedenini düşünmeye başladı. Misafirinin ne yapmak istediğini anlamaya çalışıyordu.

Kor parçası kısa bir süre parlaklığını sürdürdü ama ateşten beslenemeyince ve kendisini kızıştıracak başka kor parçalarından da uzak yalnız olduğunda sönmeye başladı. Bir süre sonra kara bir marsık olmuştu bile.

İşte o an misafiri ayağa gitmek için kalktı. Önce kapıya yöneldi ama bir anda gitmek yerine ayakta döndü yine maşayı eline aldı ve aynı marsık parçasını tekrar diğer korların arasına koydu. Konuğunu geçirmek için ayağa kalkmış ev sahibi ile birlikte tekrar o odun parçasını izlemeye devam ettiler. Odun parçası çok kısa bir süre sonra ateşten beslenerek parladı parladı ve tekrar kızıl bir mücevher gibi ışık saçan parlak haline döndü. O an koruk ev sahibine elini uzattı. Birbirlerinin gözlerine baktılar, başları ile selamlaştılar ve kapıya yürüdüler. Ev sahibi kapıyı açtı ve soğuk sokağa yönelmekte olan konuga şu cümleyi mırıldandı;

“Haklısın, katılmak gerek”

O ziyarette söylenen yegane ve kayda değer ifade bu oldu…

——————

Kruşçev’e atıf edilen bir söz vardır;

-Ben önüme “gibi” bilgi istemiyorum.

Bize buğday rekoltesinin ne kadar çok arttığı ile ilgili istatistikler gerekmiyor, daha fazla buğday gerekiyor!

Yaşamı da “gibi” yaşayıp tüketen bir çoğunluk vardır. Bir de farkındalık ve bilinç içinde değerlendiren “benzersizler” vardır.

Farklılık bir kusur gibi algılanıyor hor görülüyor. Hatta farklı insanlar, farklı inançlar ve onların yaşayış biçimleri, değişik yaşam şekilleri, yeni fikirlerden korkuluyor. Oysa “benzersizlik” , toplumları ısıtan, aydınlatan, ışığını yansıtan bir ateş gibidir. İnsanlar ve toplumlar endişe ve başta yadırgamaya rağmen farklılıkları izler, özenir, taklit eder ve değişirler. Yani “Gibi” yaparlar neticede değişirler. “Moda” bunun en basit örneğidir. Gelişim için istikrar gerektiği söylenir doğrudur ama değişim de şarttır. Göçlerin olması, yeni kuşakların iktidara gelmesi, büyük yerleşim birimlerinde yoğunlaşma bu değişimleri kamçılar. Neticede de bu değişimi tetikleyen “benzersizler” dir.

Kimi toplumlarda haksız yere “benzersiz”lerin kendilerini “seçkin ve üstün” gördükleri düşünülür. Onlar için Orwell’in “Animal Farm” kitabında yazdığı o meşhur özdeyişi olumlu anlamda kullanmalı;

“All animals are equal. But some animals are more equal than others” (-çiftlikteki-bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerinden daha eşittir!)”

Benzersizler, ertraflarındaki ateşi en canlı tadan, için için en çok yanıp kavrulan kor parçaları gibidir. Alıntıdır.

(Palinketi)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s