Dünyayı kalbine koyma

“Sadece görmek istediğin şeyleri görüyorsun” dedi gözlüklü olan. “Evet, çünkü bu geceleri deliksiz uyumamı sağlıyor” diye karşılık verdi buna bıyıklı olan. Bir süre yüzüne öylece baktı ve imalı bir ifadeyle “Sadece geceleri mi?” diye sordu gözlüklü olan.

Sadece geleceğinden değil, geçmişinden de kaçamazsın. Her olan şey hayatta izler bırakır. Elbette insanda da… Bunlarla yüzleşmekten kaçar, anlamaya çalışmaz, içine sindiremezsen, teşhisi konmamış bir şizofreniyle ömür boyu yaşamak zorunda kalırsın. Zihnini kurcalayıp duran soruları, huzurunu kaçıran fısıltıları duymamak için sürekli yüksek sesle konuşman gerekir ama bu da uzun boylu işe yaramaz. Çünkü insanın içinde, onun farkında olsun ya da olmasın hakikatten bir pay vardır. O pay aynı zamanda insanın mayasıdır. Bu sebeple ki insan ne zaman hakikate arkasını dönse huzursuz olur. Çünkü kendi özüne, mayasına, hamuruna, hakikatine aykırı davranmış olur. Yanlışta ısrar ederse içindeki o gerilim büyür, büyüdükçe daha büyük huzursuzluk verir. O noktada yanlış yanlışı doğurur, insan kendisine huzursuzluk verenin daha önce yaşadıkları, şahit oldukları, içinde tortulaşan şeyler olduğunu sanarak bugününü geçmişinden kaçırmaya çalışır. Oysa kaçtığı bilincidir; aidiyeti, toprağın derinliklerine uzanarak kendisini besleyen kökleridir. İnsanın bilincinden kaçarak sığınabileceği tek yer bilinçsizliktir.

“Dünyaya gelmek saldırıya uğramaktır. Doğan bebek havanın ciğerlerine olan saldırısının verdiği acıyla haykırır. Soğuk saldırır bize, sıcak saldırır. Açlığın, hastalığın, korkunun saldırılarını savuşturma yoluyla yaşarız, hayatta kalırız. Yaşıyor olmak, savaşıyor olmaktan başka bir şey değildir. Bir gün son nefesimizi verdiğimizde bize yapılan ilk saldırıyı tamamen püskürtmüş oluruz. Savaş bitmiştir” diyor üstad İsmet Özel, ‘Waldo Sen Neden Burada Değilsin?’de.

Dünyayı insandan bakarak mı anlamlandıracağız; yoksa insanı dünyadan bakarak mı anlamaya çalışacağız? Bu ikilemin bizi getireceği yer kaçınılmaz olarak insanın mı, dünyanın mı daha büyük olduğu sorusudur. Dünya dünyadan ibarettir, başı ve sonu vardır. Oysa insan dünyadaki insandan ibaret değildir. Bedeni toprağa gidince insan orada bitmez, ruhuyla ebediyete göçer. Yeni zamanlarda insanı dünyaya sıkıştırmaya çalıştığımız, ebediyete ait boyutunu görmezden geldiğimiz için güdük, huzursuz, tıkanmış bir ‘insanlık’la karşı karşıya kalıyoruz.

Herkesin tıkanıp kaldığı yerde varlığıyla hayata nefes aldıran insanlar da var.

“Dünyayı kalbine koyma” dedi meczup, “kalbini dünyaya koy

Alıntıdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s