Yedek parça

Babam bir öğretmendi. Emekli olalı yıllar geçti ama yine de öğretmen. Ondan öğrenmenin sonu yoktur. Çünkü öğrenmeye devam eder, isteyene de cömertlikle paylaşır bildiklerini.  Sadece bilgilerini değil, deneyimle yoğunlaştırılmış rafine bilgiyi üzeri çikolata kaplı drajeler gibi tatlı diliyle sunar.

Çocukluğumda, hatta ilk gençlik yıllarımda evdeki her türlü mekanik, elektronik, optik aleti kurcalardım. Bazen başarılı!  bir operasyon sonrası çalışır durumda kapatırdım. Bazen de şu meşhur “parça arttı” sendromu olurdu.

Üniversite sınavı sonrasında bana tıp fakültesi göründüğünde babam bir gün beni karşısına aldı ve dedi ki:

-“Bak evlat!  Bugüne kadar evdeki her çeşit aleti kurcaladın, bozdun, yaptın bir şey demedim.  Meraklısın, bu çok doğal. Onlar kul yapısıdır, nasıl olsa yerine yenisi konur ya da yedek parçası bulunur. Amma velakin tıp öyle bir meslektir ki; Allah yapısı ile uğraşacaksın. Ne yerine yenisini koyabilirsin, ne de yedek parçasını bulabilirsin. Ona göre kararını ver…”

O zamanlar, sınav sonucunda tıp fakültesine gidebilecek kadar puan almanın sevinci ve biraz da gururu ile bu konuyu hiç düşünmeden doğruca tıp fakültesinin yolunu tutup kaydımı yaptırmıştım.

Okulda yıllar ilerledikçe “insan” denen o muhteşem varlığın nasıl çalıştığını anlamaya çalışıyordum. İlk 4 yıl boyunca anatomi, fizyoloji, biyokimya, fizyopatoloji ve klinik öncesi derslerin sınavları verilmeden önce bir “insana” neredeyse dokunamıyorduk bile. Çünkü insan öylesine kutsal bir varlıktı.

4 yıllık yoğun eğitimden sonra hasta başında stajlarımıza başladığımızda, işte babamın dediği o gerçekle karşılaşmıştım. İnsanlar kazalar geçiriyor, kolları, bacakları, parmakları kopmuş olarak acil servisleri dolduruyor, hepsi hepsi 5 litre olan kanlarını dakikalar içinde kaybediyorlardı. Servislerde yatan ve kalp bekleyen kalp hastaları, ah o gencecik kalp hastaları, böbrek, karaciğer, göz bekleyen hastalar, pankreas organı olmadığı için ömür boyu insüline bağımlı yaşayacak bebekler, gençler, yaşlılar. Can taşıyanlar…

Bu insanları yaşatmanın, yaşamını kolaylaştırmanın tek yolu ise yine insandı. Çünkü yedek parça yoktu!

Evrenin temel yasalarından biri şöyledir: Canlı, her ne olursa olsun yaşamını sürdürecektir. Bunun için doğal seçim ve yaşam koşullarına uyum sağlama gibi özelliklerle donanmış canlılar rekabet ederler. Bildiğimiz kadarıyla, canlılar için bu kurallar milyonlarca yıldan beri işlemektedir. Tüm canlılar içinde sadece insan, kendi türünden olanlar içinde doğal seçim sınavından geçemeyecek kadar zayıf, güçsüz olanları koruması altına almış, hatta giderek zaman içinde yok olmakta olan diğer türleri de koruma altına alacak bir davranış biçimi geliştirmiştir.

Bu geliştirilmiş davranış biçiminin kaynağını tam olarak bilemesek de; günümüz tıp dünyasında büyük bir yer kaplayan organ nakli teknolojilerinin geliştirilmesinde de aynı tür davranış biçimi olduğunu söylemek çok yanlış olmaz.

İşte, insanın milyonlarca yıllık serüveni sonucunda gelişmiş bu tamamıyla insana ait düşünce ve davranış biçimi, bugün yine kendi türünün çevresel, genetik ya da bazı diğer olaylar sonucu yaşamda tıbbi sorunlarla karşılaşan insanların da herkes gibi sağlıklı yaşamasına hizmet etmektedir.

1960 lardan günümüze değin geliştirilen yöntemler ile kalp, böbrek, karaciğer nakli gibi organ nakilleri, kornea nakli gibi doku nakilleri artık sıradan ameliyatlar gibi yapılmaktadır.

Kök hücrenin yeni keşfedilen sınırsız potansiyeli rejeneratif tıp adı verilen yeni bir tıp alanının gelişmesine yön vermiştir. Hücre kültürlerinden yapay doku ve organ üretimi çalışmaları umut vericidir. Yakında belki de göz, kulak, el, yapay organlar ve hatta bugüne dek asla dokunulamayan sinir sistemi yapay olarak yeniden şekillendirilebilecektir.

Karşılaştırılması doğru olmasa da, bellek yongasının arıza yapması sonucu çalışmayan bir sistemin yeni bir yedek ile yeniden çalışır duruma gelmesi ne kadar hayranlık uyandırıcı ise; yapay doku, organ teknolojilerinin hızla gelişmesi de o kadar umut vericidir.

Kabaca tanımla, artık yedek parça bulmak sorun olmayacaktır…

Şimdi yeni bir soru ortaya çıkıyor:  Yaşam süresi artıyor ise Dünya gezegeni mevcut kaynaklarla bu kadar nüfusu nasıl besleyecek?

Alper Kaya

 

 

Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s