LOUIS KHAN

“Sessizlik ve ışık. Sessizlik çok çok sessiz değildir. Bu ışıksız, karanlıksız diye niteleyebileceğimiz bir şeydir. Bunların her biri uydurulmuş kelimelerdir. Karanlıksız diye bir kelime yok. Ama neden olmasın ? Işıksız, karanlıksız. Var olma, ifade etme arzusu. Bazıları buna kuşatan ruh da diyebilirler.”

Louis Khan 20. yüzyıl dünya mimarlığının en ünlü aktörlerinden biridir. Her hikâyenin bir başlangıcı vardır. Onun ışığın yüreğine bakıp büyülenmesi, o ruhla kuşatılması ve eserlerine yansıtması da kadersel bir anla olmuştur.

Louis Khan, 3 yaşlarındayken, evlerindeki büyük ocakta yanan kömürlerin çıkardığı sesten ve mavili yeşilli ateşten çok etkilenmiş, renklerini korumak için önlüğüne doldurduğu kömürler ise giysisini tutuşturmuştur. Elleriyle gözlerini kapatıp, zarar görmesini engellerken, yüzünün alt kısmı ve ellerinin üzerindeki yanıklar, ömrü boyunca geçmeyecek izler bırakmış ve Khan’ın kendini ifadesinin en önemli parçası ve kimbilir hayatı boyunca ışığın peşinde koşmasının en büyük nedeni olmuştur.

” Bütün varoluşların kaynağı olan ışık, maddenin yaratıcısıdır, diyebilirsiniz madde gölge düşürür ve gölge de ışığa aittir. ”
Khan’ın binalarında ses ve ışığın birbirinin önüne geçmeyen, birbirinin varlığını dengeleyen iki unsur olması, çocukluğundan kalma empatik duruşunun en önemli vurgusudur.

” Var olma ve ifade arzusunun çiçeklerde, ağaçta, mikropta, timsahta ve insanda bulunduğunu söyleyebilirim. Ancak biz bir gülün bilincini nasıl kavrayabileceğimizi bilmiyoruz. Belki bir ağacın bilinci, onun rüzgârın önünde eğilirken hissettiği duygudur. Bilmiyorum. ” sözleriyle yine empatik yaklaşımını gözler önüne serer Khan.

Birinci Dünya Savaşı ise onun “mükemmel ol” yanını törpüler ve Khan’ı iyi bir entelektüel olma yoluna sokar.

Mimarlıkta anıtsallığı ” bir tür sonsuzluk, ölçülemezlik, bir zamansızlık ve değişmez mükemmeliyet barındıran bir tinsel kalite” olarak tanımlar.

Bangladeş’e dünyanın belki de en yoksul ülkesine, bağımsızlık, kimlik ve demokrasinin hayat bulacağı binayı armağan eder.

Binalarında simetriyi bir denge, odak ve devinim unsuru olarak kullanır. Khan, olanı olduğu gibi görme gücüne sahiptir. Bu nedenle farklı malzemeleri birarada kullanma gücüne sahiptir. Kullandığı malzemeyle ve sizinle konuşur adeta. Bu duruma en iyi örnek ise öğrencilerine verdiği malzemeye ne önereceğini, ne olmak istediğini sormaları öğüdünde gizli….

“Tuğlayla konuşursunuz, ne istiyorsun tuğla?

Ve tuğla size der ki, ‘Kemer seviyorum ,’ Ve siz tuğlaya dersiniz ki,

‘Bak, ben de bir tane istiyorum, fakat kemerler pahalı ve beton bir lento ( üst eşik) kullanabilirim. Ve sonra dersiniz ki:

‘ Bu konuda ne düşünüyorsun tuğla? ‘

Tuğla der ki, ‘ Ben kemer seviyorum.’ Kısacası tuğla kendi yolunda devam eder.”

Peki ya siz, tuğlada ona biçim verebilme olanağı ve iktidarınızı mı görüyorsunuz, yoksa tuğladaki kemer olabilme arzu ve gücünü mü?

Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s