UZAKLAR 1 / DEPREM

UZAKLAR 1 / DEPREM

 

 

8 EKİM 2005

Saat       08:02

79 Sn.

75.000 ölü .  Yok olan hayat

Taa uzaklarda ama çok uzaklarda . Yükselen çığlıklar Pakistan’ın özerk bölgesi Kashmir’de.

Dağların, birbiri ardına sanki hiç boşluk  bırakmadan sıralandığı  ama yaşama  çok az hak verdiği  , acımasız, uzak ,yoksun,yoksul çaresiz bir hayatın olduğu yerde , günün yüze vuran ilk ışıklarında , günün aydın olacağı anda , bir anda her yer bitti. Her yer göçtü. Her yer yok oldu. Çığlıklar yükseldi.Çığlıklar,feryatlar dağlarda ardı sıra yankılandı gitti.

Dünyaya aydınlığa,  umutlarına kavuşmaya çalışan çocuklar ,daha dersin başladığı o anda, hep umut koydukları o çatının altında , hiçbir şey yapamadan sustular.

Belki işine  yeni giden,  dükkanını açan , evinde uyuyan  binlerce insan o an yok olup gittiler.Enkazların altına gömülüp kaldılar.

Çaresizlikleri,  geri kalanlara bir o kadar  daha yük oldu.

Göğe binlerce çığlık yükseldi. Eller duvarlara sarıldı. Yer gök kapkara, taş taş üstünde kalmadı.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Aksine ve acımasızca dışarı soğuk hava ayaz .

Önce kimseler anlamadı, yaşanan acıyı ve sonrasında ki boyutunu.

Hayatlarında ap ayrı bir kader bir o kadarda keder başlamıştı.

Balokot . Nüfusu 75.000 olan bu şehirde 30.000 ölü. Şehir ortada yok, sanki etraf taş yığını.

Muzafferabad. 150.000 nüfus, 35.000 bin ölü.

Depremin olduğu yerlerde hemen hemen her evden bir kayıp, bir acı vardı.Bir daha geri gelmeyecek yüzler, kaybolup gittiler…

Daha nice yerler nice kayıplar.

Ya dağlarda zaten normal yaşamda da  ulaşılamayan yerler .  Oralara asla ulaşılamadı…

Kader ölümle geldi o  talihsizliklerine.

Asıl olan , yine çocuklara oldu.

Kurtulanlar yaşama tutunmaya çalışanlar ,bu sefer deprem  sonrasında yardım ekipleri gelip , sistemi kuruncaya , güvenlik oluşturuncaya  kadar  çaresizce kaderlerini beklediler..

Asıl trajedi deprem ve kaos sonrası başladı. Durumu fırsat bilenler yardım ekipleri gelene kadar, kötü kadere akın etti.

Kurtulan çocuklardan 3.000’i ortada yok .

Kurtulan genç kızlardan binlercesi yok.

Bilinen söylenen ,  organ nakli simsarlarının cirit attıkları. .

İnsanlar, geriye kalan kurtulanlar, ayağa kalktığında ne aile , ne soy ne tanıdık kaldıklarını gördüler. Tarihin , coğrafyanın zaten yaşamdan ötelediği bu insanlar, kurtarma çalışmalarının çaresizliğinde ortada yoksullukları ile kaldılar.

Ama dünyanın ortak sorununun,yöresel kaderini yaşadılar.

Hep yaşanılmayacak,sorumsuzca yapılan plansız düzensiz evlerin diyetini öder gibiydiler. Sorun yine, bilinçsiz cahil kafalar ve bu kafaların getirdiği, ardından çıkılamayacak koskoca karanlık

 

Muzafferabad’da ve sonrasında dikkati çeken yoğun bir nergis kokusunun olmasıydı.Göz gezdirdiğinizde bahçede etrafta aramaya çalıştığınızda asla bulamıyorsunuz o güzelim nergisleri.Sonradan fark ediyorsunuz ki sadece mezarlarda nergis var.Ama sadece mezarlarda…

Enkazların arasında, kalıntılarda dolaştığınızda, o nergis kokusu hep burnunuza geliyor, etrafı kaplıyor. Sanki ölümü ve sessiz mekanı andırıyor.Mekandaki ölüyü, üzerini sonradan kökleriyle kaplayana kadar şimdiden kokusuyla kaplıyor adeta sarmalıyor.

Ölümü oradaki yok oluşu,  o kokuyla daha derinden ve ürpertiyle hissediyorsunuz.

Enkazlar kaldırılıp yaşam yavaş yavaş kurulmaya başlandığında, hayat kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı

Deprem sonrası gittiğimiz Muzafferabad, Balakod ‘ta ,o acılar insanların yüzlerine yüzlerine yansımış.

Ama daha kötüsü hemen ardından unutulan depremin yaşattıkları hala farkına varamadıkları gelecekleri.Ama daha dün olan depremin getirdiğ gelecek kaygısı,sorumluluğu anlamsızca yok…

Yüzler,ifadeler inanılmaz farklı,yaşam çok zor.

Muzafferabad Kashmir ‘in başkenti, ama sanki yıllar önce terk edilmiş bir virane ama bir o kadar da tezat bir yaşamın başkenti . Devam eden inanılmaz bir trafik ve asla olmayan ışıklar. Hiç görülmemiş   otobüsler kamyonlar.Sağlı sollu üzerine tutunarak gidilen bir trafik.

Kural yok ,

Her yer seyyar satıcı. İlkellik inanılmaz. Temizlik neredeyse yok . ama kamyonlar birer sanat esri. Tek düze ve koyu renk olan  yaşamlarına nisbet eder gibi renk renk  Apayrı bir yaşam şekli o kamyonlar.

Edilgen ürkek yöre insanı size ilk bakışta soğuklar  , tedirginler ama yaklaşıp  selam verdiğinizde, konuşmaya çalıştığınızda hemen etrafınızı sarıyorlar. Hele birde Türk olduğunuzu öğrenince daha bir sıcaklar. Yaşanmışlıklarına tek dedikleri  var   tek savunuları acılarını unuttukları tek bir kelime var KADER

Yolda yürüdükçe görüyorsunuz

Yıkık , yerle bir olmuş alanlar.

Koltuk değnekleri ile gezenler. Kolu olmayanlar, kaldığı yerde bekleyenler, alçılı, sargılı onlarca insan. Acı ve ölüm hala rüzgarını estiriyor. Her yer kurulmuş çadır kentler.Tepeler,düz alanlar binlerce insanı barındıran koskoca ve onlarca çadır kentle kaplı.

Gece dolaşırken şehri , enkazların arasından geçerken ürperiyorsunuz. Günler geçmesine rağmen kaldırılmamış ve altında hala insanların olduğu bilinen ve onlardan çoktan umut kesilmiş,cesetlerine ulaşılması imkansız olan enkazlar arasında o nergis kokusu aklınıza geliyor.

Ölüm ve çaresizlik  hep ortada ve orada. deprem tüm acısı ve çaresizliği ile yaşamın tam kendisi olmuş, kapladığı nergis kokusuyla.

ERGUN KARADAĞ

Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s