Yenilmeyen Umut

Yunan mitolojisinin kahramanlarından Sisyphos büyük bir suç işlemişti ama suçunun ne olduğunu bilmiyordu.

Kimilerine göre Tanrı’ların gizemini çalmıştı,kimilerine göre Ölüm’ü zincirlerle bağlayıp, demir kapılar arkasına kapatmıştı, kimilerine göre Tanrı’lardan birinin kaybolan kızının yerini, Korent Kalesi’ne su verilmesi karşılığında açıklamıştı.

Özellikle Ölüm’ü zincirleyip, demir kapılar arkasına kapatması, Tanrı’ların gücünü zayıflatmış, Ölüm’ün ortalarda olmadığı dünyada ölümsüz insan görüntüleri, toplumsal dengeyi de sarsmaya başlamıştı. Sisyphos’un suçu kesin değildi, ancak ona verilen ceza, kesindi; cezaların en ağırıydı. Bu ceza, dik bir dağın eteğindeki dev bir kayayı tüm gece boyunca iterek dağın tepesine çıkarmak ve güneş doğmadan önce dağın zirvesine oturtmaktı.

Akşamın ilk karanlığı yeryüzünü kaplarken Sisyphos, cezasını çekmek için kayanın arkasına geçmiş, tüm bedensel gücünü kullanarak dev boyuttaki ve dev ağırlıktaki yükünü iterek, dağın tepesine doğru çıkarmaya başlamıştı. Dağın tepesine yaklaştığı her adımda kol ve sırt kasları direnmekten, yüz kasları onuruna toz kondurmamak özeninden geriliyor, alnından ter damlaları akıyor, fakat tüm bu güçlüklere karşın bu en büyük cezayı o, yıpranmayan umuduyla çekmeyi sürdürüyordu.

Sisyphos gecenin sonuna doğru kayayı dağın tepesine çıkarıp, zirvenin üstüne oturtmak üzereyken, sanki görünmeyen bir güç arkadan itmişçesine, kaya birden dağın tepesinden yuvarlanmış, dağın eteklerindeki eski yerine düşmüştü. Sisyphos güneş doğmadan kayayı dağın zirvesine oturtamamış, cezasını çekememişti.

Yılmamış, yüksünmemiş, umudunu yitirmemişti. Aşağı inmiş, yine kayanın arkasına geçmiş ve yine yüreğindeki aynı sağlam umutla, yükünü yine iterek dağın zirvesine çıkarmaya başlamıştı. Zirvede bir gün önceki ” görünmeyen” güç, kendini ikinci gün de göstermişti. Sisyphos kayayı yine güneş doğmadan dağın üzerine oturturken kaya yine birden kaymış ve yine dağın tepesinden eteğine yuvarlanmıştı. Aynı olay üçüncü gün de, dördüncü, beşinci gün de yinelenince ve onları izleyen günlerde de yinelenmeyi sürdürünce, Sisyphos kendine verilen en büyük cezanın bedensel gücünün yok edilmesi olmadığının ayırdına varmış ve “en büyük ceza”nın gerçekte ne olduğunu görmüştü:

Mitoloji dünyasının Tanrı’larının verdikleri en büyük ceza, onun ” umudunu yok etmek “idi.

Bu gerçeği gördükten sonra Sisyphos, o dev kayayı her gece iterek dağın zirvesine çıkardı, her sabah gün ışırken onun dağdan yuvarlanışını seyretti, sonra dağın tepesine çıkardı. Kasları çok gerildi, alnından çok ter aktı, bedeni çok yoruldu; fakat umudunu hiçbir zaman yıpratmadı, umuduna hiçbir zaman toz kondurtmadı. Ve dev kayanın her yuvarlandığında onu, hiçbir zaman yıpranmasına izin vermediği umudunun gücüyle yeniden dağın eteklerinden yukarıya doğru itmeye başladı, yeniden dağın tepesine çıkardı, yeniden tepeden aşağı yuvarlanmasını seyretti. Bedeninin zorlanmasına karşın Sisyphos, sağlamlığını koruduğu umuduyla Tanrı’ların bile karşısında yenilmezliğini korudu.

Sisyphos’un öyküsünü insanlar dünyasına yansıtırlarken onun güçlükler ve baskılar karşısındaki bedensel gücünün üstünlüğünü alkışlıyor değillerdi .Onlar, Sisyphos’un “yenilmeyen umudu” nu tüm gelecek kuşaklara “İnsanın en güçlü dayanağı “olarak tanıtıyorlardı .

Alıntı-

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s