Güneş Umuttan Şimdi Doğar

Bir zamanlar cüzzamın çaresi yoktu. Bu hastalık vücuda saldırır, mağdurların dış görünüşünü bozar, korkunç hale getirirdi. Tedavisi olmadığı ve insanlar tarafından çok bulaşıcı olduğuna inanıldığı için birçok hasta dışlanmış bir halde ölümü beklerdi.

Jack London’un Snark isimli gemisiyle yaptığı dünya turunda gördüğü yerlerden biri olan Hawai adası ( Kalaupapa), o dönemde London’un deyişiyle adeta bir ” Cehennem Çukuru” ydu. 1866’dan beri ada sakinleri yaşayan ölü hastalığı dedikleri cüzzamla sarsılıyordu. Seksen yıl boyunca sekiz bine yakın cüzzamlı insan evlerinden ve özgürlüklerinden koparılarak bu adaya yerleştirildi. Bu kopuş geri dönüşü olmayan bir kopuştu ve bu nedenle aileleri, adaya gönderilen kişi için cenaze töreni düzenler, yas tutar ve mülklerini paylaştırırdı . Cüzzamın bulaşıcı olduğu düşüncesi yüzünden binlerce insan bu adada ölüme terk edildi.

O dönemde Harry Hollmann isimli bir cerrah cüzzam üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı ve Şolmogra yağının tedavi edici bir özelliğini buldu. Ancak bunu vücuda enjekte etmeyi ve yağın vücut tarafından emilimini bir türlü sağlayamıyordu. Bunun üzerine Hawaiili genç bir kimyager olan Alice Ball’den yardım istedi. Alice Ball, Şolmogra yağının aktif elementlerini filtreleme yöntemini geliştirdi ve doğrudan hastanın kan dolaşımına enjekte edilebilecek bir özüt oluşturdu. Hayret verici sonuçlar ortaya çıktı.

Alice, Hawaii Üniversite’sinden mezun olan ilk siyahi Amerikalı ve ilk kadındı. Ne yazık ki Alice bulgularını yayınlayamadan 24 yaşında ders esnasında klor gazı zehirlenmesinden hayatını kaybetti.

Bunun üzerine Hawaii Üniversitesi Alice’ in bulgularını onun adına yer vermeden yayımladı. Hatta üniversitenin dekanı, Alice’in bulduğu özüt çıkarma tekniğini sanki kendisi icat etmiş gibi Dekan Yöntemi diye adlandırdı.

Yıllar sonra Alice’in hakkı verildi. Artık Hawaii’de dört yılda bir 29 Şubat Alice Ball Günü olarak kutlanıyor.

Alice Ball’ın ölümünden iki yıl sonra Kalihi Hastanesi’ne yatırılmış yetmiş sekiz cüzzam hastası taburcu edildi ve Kalaupapa’ya değil, evlerine gönderildiler.

Farklı bir zamanda farklı bir coğrafyada genç ve idealist bir doktor tıpkı Alice gibi yaşamdan tecrit edilmiş insanları hayata kazandırıyordu. Türkan Saylan …

Türkan Saylan, ülkemize cüzzam hastalığını tanıtmış ve tedavi edilmesinde büyük rol oynamış bir isimdi.

” Güneş Umuttan Şimdi Doğar” kitabında Türkan Saylan lepralılar ile karşılaşmasını şöyle anlatıyordu :

” 1958 yılıydı. Bakırköy Akıl Hastanesi’ ni görmeye gitmiştik. Çırılçıplak, iyileşme şansı olmayan, bakımsız, sahipsiz birçok insan parmaklıkların arkasındaydı. Cüzzamlılar pavyonuna girerken, ” Sakın yaklaşmayın, ellerinizi değdirmeyin, uzak durun” diye uyarıyorlardı bizi. Bu bana ters geldi birden. Hayvanat bahçesine mi gidiyoruz? ”

Kitabın başka bir yerinde ise ” yaraları iyi etmeyi seviyorum” diyordu Türlan Saylan. Bu nedenle de yaşamı boyunca sadece fiziksel yaraları değil, toplumun en dokunulmayan yaralarına da dokunup, hem şifa, hem umut dağıtacaktı.

Zaman içinde ” Cüzzamla Savaş Derneği” ni, daha sonra İstanbul Üniversitesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni kurdu. Yaşamını lepra hastalarına ve onların çocuklarının okutulmasına adadı. Dünya Sağlık Örgütü; Türkiye’yi lepranın çok azaldığı ülkelerden ilan ederken, Türkan Saylan 1986 yılında Hindistan’da Uluslararası Gandhi Ödülü’ne layık görüldü.

Nükseden kanserinin karaciğerini de vurması sonucu 2009 yılında yaşama veda eden Türkan Saylan’ın son mesajı ise,

“Bana düşen tüm görevleri yerine getirdim, artık ölüme hazırım” olacaktı.

3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s