Şövalye ve Gerçek Dünya

Fantastik bir dünyada yaşamaktan bıkmış olan meraklı bir şövalye, yeni düşmanlarla karşılaşmak için gerçek dünyaya gitmeye karar verir.

Şövalye o güne kadar, yardıma ihtiyacı olan pek çok ilginç karakteri kurtarmış, canavarlarla, öfkeli ejderhalarla, kötü gulyabanilerle savaşmış ve bunların hepsini yenmiştir.

Şimdi artık yeni maceralar denemenin zamanıdır. Bu da ancak gerçek dünyada mümkündür.

Şövalye, gerçek dünyaya geldiğinde, önceleri gördüğü her şeyden büyük zevk alır. Fakat daha sonraları farkeder ki; geldiği bu yeni dünyada güçlü bir tehdit vardır ve bu tehdit insanların yüzlerine yansımaktadır.

Etrafındaki insanlar çok sıkıntılı görünüyordur. Yolda çok ciddi görünerek yürüyor, hep acele bir yerlere yetişmeye çalışıyorlardır. Üzerlerinde de büyük bir endişe hâkimdir. Aslında, kendilerine yaklaşan hiç kimseyi hoş görmüyorlar ve gerginlik içinde yaşayıp, mutlu olmayı bilmiyorlardır.

Şövalye gerçek dünyadaki bütün sokakları, caddeleri, her bir köşeyi araştırır ve korkuya sebep olacak hiçbir şey göremez.

Zaman geçmiş ve o hâlâ yüzlerindeki sıkıntılı ifadeyle gergin bakan insanların neden korktuklarını anlayamamıştır. Araştırmalar yapmış; herhangi bir ejderha, cadı, gulyabani ya da bu insanlara zarar veren bir şeyle de karşılaşmamıştır.

Kafasının çok karıştığını hisseder, bu yüzden kendi fantastik dünyasına geri döner ve yaşlı bilgeye başvurur.

Hiç tereddüt etmeden gerçek dünyada olanları ona anlatır ve insanların korktukları şeyin ne olduğunu ona sorar.

Yaşlı adam, cesur şövalyenin sorusuyla yakından ilgilenir. Ancak cevabı bilmediğini ve ertesi gün gelmesini söyler. Çünkü bu konu üzerinde biraz çalışması ve kafa yorması gereken bir konudur. Şövalye ile bilge adam ertesi gün aynı saatte buluşmak için sözleşirler.

Cesur şövalye ertesi gün yaşlı adamı görmeye gider. Yaşlı adam ona; gerçek dünyada korkunç canavarlar, gulyabaniler ve büyücüler olmadığını söyler. Bu nedenle insanlar düşmanlarını kendileri icat etmek zorunda kalmışlardır.

Sorun şudur ki; düşmanlar insanların içinde yaşamaktadır. Bu düşmanlar ise hırs, kıskançlık ve sevgi yoksunluğudur. Ne kadar cesur olursa olsun şövalye onları yenemez, çünkü onlar çok tehlikelidir.

Cesur şövalye, yaşlı bilge adamın bütün ikazlarına rağmen amacından vazgeçmek istemez ve gerçek dünyaya dönmeye, orada yaşayanlara korku veren o gizemli düşmanlarla karşılaşmaya karar verir. Onlarla savaşmaya hazırdır.

Şövalyenin yardım çağrısını insanlar büyük bir ilgisizlik ve güvensizlikle karşılarlar, hatta her şey daha iyi olsa bile… Değişim konusuyla ilgilenmezler, herhangi bir yardımı da istemezler.

Gerçek dünyanın bu tavırlarından çok üzülen şövalye bir gün ormanda yürüyüşe çıkar. O kadar dalgındır ki, büyük bir kayaya çarpmasıyla, tökezleyip düşmesi bir olur.

O anda ise o gürültülü kahkahayı işitir. Şövalye düştüğü için kendisine bir çocuk katıla katıla gülmektedir. Tam ona saldırmaya karar vermişken, aniden gözlerindeki parlaklık ve ışığı, çocukça masumiyeti görür.

Çocuk gerçekten gülmekte ve hiç de korkmuş görünmemektedir. O anda her şeyi anlar. Endişelere son vermenin yolu gülmekten ve masumiyetten geçmektedir.

Ve bütün dünyayı dolaşmaya başlar. Acaba insanlara gülmeyi ve masumiyeti yeni baştan öğretebilecek midir ?

Pedro Pablo Sacristan’in hikâyesinden düzenlenmiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s