Türk Çini Sanatının Tarihçesi

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Anadolu topraklarında çini sanatı 3500 yıl kadar gerilere gitmektedir. Topraktan eserler oluşturup bunun değişik doğal boyalarla boyanması söz konusudur. Asurlular, Frigler’den eserler göze çarpmaktadır.

Elbette, bu eserlerin gerçekleştirilebilmesi  için uygun kil yapısının mevcut olması gerekiyordu. Özellikle beyaz toprak, farklı renklerin daha iyi görünmesini sağlıyordu.

İznikte beyaz toprak içinde bulunan quartz minerali çamurun fırınlanması sonucu çok sert ve sağlam olmasını sağlıyordu. Bu sayede asırlarca korunabilen plakalar, tabaklar ve vazolar elde edilebildi. Aynı durum Kütahya ve Çanakkale için de geçerliydi.

Anadolu uygarlığından miras kalan motifler kendini İznik ve Kütahya’da gösterdi. Geleneksel sanatlar içinde yer alan çini, mimari yapıların cami, köşk, saray, çeşme, türbe ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik üründür. Çiniler ikiye ayrılır:

1- Duvar çinileri, batılıları Tile-Art dedikleri bu türe eskilerimiz Kaşi demişlerdir.
2. Evani denilen bu tür tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik ürünlerinden oluşmaktadır. Bu türe halen kullanma seramikleri demekteyiz.

Bizler tarihimiz boyunca duvarları çini eserlerle kaplamayı ve onları izlemeyi sevmişizdir.

Özellikle İslamiyeti, kabul eden İlk Müslüman Türk Devletini kuran Karahanlılar (955) devleti döneminde mabetlerini çinilerle süslemeye başlamışlardı. dönemine ait yapılarda görülmeye başlayan çini süsleme geleneği, Türk Çini Sanatının bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

Bu tercih Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları Zamanında gelenek halini almış ve daha sonraları Osmanlılar döneminde de devam etmiştir. Selçuklular, egemenlikleri altına aldıkları yerlerde inşa ettikleri pek çok cami, medrese, kervansaray, saray, türbe ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir.  Selçuklu çinilerinin özelliklerinden kısaca bahsetmemiz gerekirse, bunların kare veya dikdörtgen, altıgen şekillerinde olduklarını ve bir yüzlerinin, mavi, lacivert, toprak sarısı, turkuaz, siyah, kahverengi gibi sırla karıştırılmış renklerle boyanıp pişirilmiş olduklarını ve alçı veya horasan harç üzerine aplike edilmiş, mozaik şeklinde yapılmış süslemeler olduklarını söyleyebiliriz. Zamanla geliştirilen bu mozaik tekniğine Kufi tarzı yazılar ve rumi motiflerde katılmıştır. Tarihi dönemlerde gelişme gösteren Türk çini Sanatı 16. yüzyılda İznik ve Kütahya çinileri ile zirveye ulaşmıştır

Özellikle Antik çağlarda KOTIAEION olarak anılan Kütahya şehrinde arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda çok eski zamandan bu yana Kütahya’da seramik üretiminin yapıldığı kanıtlanmıştır. Bu kelimenin seramik anlamına gelen bir kelime olduğu düşünülmektedir.

Fatih Sultan Mehmet zamanında çininin Çin’den getirilmesi güçleşmiş bunun üzerine İznik’te üretilmesine karar verilmiştir. Ardından gelen dönemde özellikle Mimar Sinan bütün mimari eserlerinde çini kullanmıştır. Kendisine ait bir çini ekibi vardı Mimar Sinan’ın. Yani topraktan yapan, fırınlayan, çizen boyayan, tekrar fırınlayan ve esere yerleştiren farklı takımlar. Eserlerinde ışık ve renk uyumunu özellikle gözetirdi büyük usta. Elbette Fatih Sultan Mehmet gibi sanatı ve bilimi anlayan padişahlar ve ardından gelen Kanuni Sultan Süleyman gibi kendisi de sanatçı (mücevher ustasıydı) padişahlar bu sanatın gelişmesine büyük katkı sağladılar. Elbette Sinan’ın eserleri.

Dünyayı güzelleştiren yegane şeydir sanat. Ve gelişmesi için sevilmesi saygı görmesi gerekir. Bunun içinde anlaşılabilmesi.

İznik’te saraya yakın özgün desenler ve renkler dönem içinde gelişmiş ve olgunlaşmıştır. Bu dönemde baba nakkaş gibi sanatçıların desenlerinin geliştiği ve Türk Çini sanatına kimlik verdiği söylenebilir. Bunların içinde klasik karanfil ve lale sayılabilir. 16 ve 17. yüzyıllarda zirveye ulaşmıştır.

Daha sonra osmanlı devletinin gerilemesiyle bu sanatta gerilemiştir. Ancak çini atölyeleri İznikte 18. yüzyıldan sonra kapanmış ancak Kütahya’da günümüze kadar devam etmiştir.

Çamurdan gelip, önce yoğurulup, sonra pişen, sonra sırlı boyalarla boyanan, sonra sırlanıp tekrar pişen, en sonunda bir sanat eserine dönen bir çini, insanın gelişimini nasılda anlatıyor değil mi?

Cerrahi eğitimine de benziyor, sizi defalarca yoğurup kızgın fırınlarda pişirirler, sırlı boyalarla boyanır tekrar pişirilirsiniz. Hepimiz sanat eseri olmuyoruz belki ama geçmişimizde büyük emek var. Cerrahi mesleğinin sanat yönü de bir anlamda buradan geliyor…

Herkesin defalarca yandığı fırınları, ateşte renk değiştiren sırlı boyaları var.

Ateşin, pişmenin sonu ne mi?

Güzellik…

Doğup büyüdüğüm topraklarda, farkına varmadan sokaklarda, binaların üzerinde, içinde, dükkanlarda gördüğüm belki çocukken anlamadığım ama görsel zevkimi geliştiren ve olgunlaştıran bütün o desenlere, nakkaşlara, ustalara selam olsun. Sanat bizi, biz farkına varmasak da eğitiyor.

Prof. Dr. Gökhan Akbulut

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

daVinci Ameliyat robotu ile 5 cm’lik bir çini yapılabilir mi?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s