Kuzgun

Porphyre Eglantine’in ‘‘Hiçliğin Türküsü” adlı şiiri:

‘‘Koca bir çölde
Sonsuz bir kum denizinde,

Yitik yolu arıyorum

Bulamadığım yolu.
Bir orada, bir burada
Bütün yönlerde ruhum
Bulamıyor aradığını.
Bu korkunç boşlukta,
Her yanım kum
Alabildiğine parlak, boğucu
Kumlar uzanıyor çevrenin sonuna değin
Sonra bir ses duyuyorum
Tatlı, gür ve kahredici

Diyor ki bana:
” Yitik bir ruh sanıyorsun kendini sen !
Yanılıyorsun.
Bir ruh değilsin gerçekte
Yitmiş de değilsin
Bir hiçsin yalnızca
Yoksun sen.’’

Şimdi de bu şiirin de yer aldığı ‘‘Varoluşçunun Bunalımı’’ öyküsünün minik bir özeti. Öykü Bertrand Russell’ın:

Porphyre çocukluğundan beri duygulu ve kendine olmadık şeyleri dert edinen bir adamdı. Yüreğini var olmadığı korkusu sarmıştı. Bu yüzden kendisine bir felsefe yarattı. Amacı şiirdeki ‘‘hiçsin, yoksun sen’’ sesini susturmaktı. Var olmaya karar verdi.’’

* * *

Var olduğunu hissedebilmek için Nazi Almanyası’nda Yahudi olduğunu iddia ederek olmadık işkencelere katlandı. İşkenceler dayanılmaz bir hal almışken toplama kampına Poe’nun kuzgunu geldi ve o korkunç tekerlemeyi haykırdı:

‘‘Acı çekmiyorsun sen; bir hiçsin yalnızca yoksun sen.’’

Bunun üzerine Rusya’ya gitti Porphyre. Kendine casus süsü verdi ve Sibirya’da açlık, yorgunluk, soğukla cebelleşti. Karlar erimeye yüz tutmuşken kuş gene geldi ve o korkunç sözleri gene haykırdı ona.

Bu kez Çin’e gitti. Komünist Partisi’nin gözde üyelerinden bir Çinli kıza deli gibi tutuldu. Sonra sahte belgelerle onun İngiliz casusu olduğunu iddia etti. Korkunç işkencelerle gözleri önünde öldürdüler kızcağızı.

O zaman ‘‘Şimdi gerçekten acı çekmiş sayılırım” diye düşündü. ‘‘Sonuna değin çılgınca sevmiştim bu kızı. Kendi korkaklığım ve alçaklığımla bu korkunç sona sürükledim onu. En büyük acı bu olsa gerek.’’

Ama hayır! Kuş gene geldi ve aynı sözleri haykırdı.

* * *

Bu kez ‘‘Ey Kuzgun’’ diye seslendi Porphyre. ‘‘Var olduğuma seni inandırmak için ne yapmalıyım?’’ Kuş cevap verdi:

” Ara!’’ ve kayboldu.

Aramaya koyuldu Porphyre. Paris’te bir felsefe kurultayına çağrıldı. Salonda sadece başkan yoktu. O sırada Kuzgun girdi içeri ve Başkan koltuğuna oturdu. Sonra Porphyre’e döndü ve yüksek sesle haykırdı:

‘‘Senin felsefen yok aslında. Senin felsefen bir hiç.’’

Bu sözleri duyan Porphyre’in yüreğini en acı yaşantıların bile veremediği ‘‘umutsuzluk” kapladı. Yığıldı olduğu yere. Kendine geldiğinde kuşun ağzından şu sözlerin döküldüğünü duydu:

‘‘Yeter artık. Acı çekiyorsun; varsın sen.’’

O anda gözlerini açtı Porphyre. Gördüğü bir düştü aslında.

Ama o gün bu gündür, felsefe üstüne ne bir söz söyledi; ne de yazdı.

Öykü bu kadar. Onu bir solukta okudum. Kendi Kuzgun’umla yüzleştim.

Böylesi bir ülkede felsefe üstüne ne söylenebilir, ne yazılabilirdi.

Açlık grevleri, işkenceler, ölümler, ihanetler, soygunlar arasında ne söylenebilirdi?

Yeter artık! Acı çekiyoruz; varız biz.

Yavuz Gökmen / 13 Ocak 1998

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s