Yaş ve Tecrübe

Kuzey ülkelerinden birinde adil, bilge ve güçlü bir Kral kurduğu yaşlılar konseyiyle ülkesine yıllarca hükmederek, bu Dünya’dan göçüp gider. Tahta, genç kral çıkar. Ancak genç kral, babasından devraldığı ülkenin yönetiminde ne zaman yeni bir iş yapmak istese, yaşlı ve tecrübeli danışmanlar hep ona karşı çıkmaktadır. Çünkü Genç ve tecrübesiz Kral her işin hemen sorunsuz olacağını sanmaktadır. Görmüş geçirmiş danışmanlar ise ” aman efendim o diğer ülkenin sınırı savaş çıkar, aman efendim öyle yaparsanız halk ayaklanır kıt kanaat geçinen halkın çoğu ölür” diye karışmakta ve Kral’ın tepesini attırmaktadırlar. Bunun üzerine Kral kendi kendine düşünür ve :

“Eli ayağı tutmayan bu yaşlılar konseyi, güçsüz zor ayakta dururlarken kalkmış benim gibi güçlü bir Krala akıl veriyorlar. Hem bu insanlara bakmak bile külfetli…Benim ülkemde hep genç ve kuvvetli insanlar yaşamalı…” Aklına geldikçe o kadar sinirlenir ki yaşlı danışmanların hepsinin kellelerini vurdurur ve kendisine genç yetenekli, cevval danışmanlar alır. Hatta o kadar ileri gider ki hıncı, köylere kasabalara tellallar çıkartıp :

-” Ey Ahali ! bundan böyle 70 bahar görmüş her yaşlı kasabalardan uzağa, dağ ya da ormana sürgüne gönderilecektir. Buna uymayan kişiler bizzat Kral tarafından cezalandırılacak,” diye çağrıda bulunur.

Bu yeni çıkan yasa yüzünden yaşlılar kentlerden, kasabalardan, köylerden kovulur, sürgün edilir. Gitmeyen ya da reddedenler taşlarla ve sopalarla kovalanır, dövülür.

Yıllar yılları kovalar, genç bir çiftçi yaşlanan babasını onun ağlamalarına ve yalvarmalarına rağmen ellerini ve ayaklarını bağlayıp, bir kızağa oturtup oğlu ile birlikte ormanın derinliklerine götürür ve bırakır.

“Nasılsa gerisini kurtlar halleder” diyerek oğluyla köpeklerin çektiği kızağıyla dönerken oğlu bir anda genç çiftçiye sorar :

“-Baba bu kızağı nereden aldın?”

“-Bunu büyükbaban yapmıştı.”

“-Eski olmasına rağmen çok sağlam görünüyor.”

“-Evet, hatta sen büyüdüğünde bunu sana vereceğim, senin olacak” deyince, çocuk birdenbire;

” -Yaşasın! Bende seni ormana bu kızakla götürüp bırakabileceğim.” diye bağırır. Genç çiftçi bir anda irkilerek kendine gelir ve tekrar kızağını babasını bıraktığı yere çevirir, neyse ki geç kalmadan yetişmiştir. Yaklaşmakta olan kurtları hemen kovalar, babasının ellerini çözer ve onu tekrar çiftliğe getirerek samanlığın içindeki gizli bir kulübede saklar.

” -Aman baba, sesini sakın çıkartma köylüler ya da komşularımız seni görürse muhafızlara ihbar ederler, “diye sıkı, sıkı tembih eder ve oradan ayrılır . Her akşam evde el ayak çekilince babasını ziyaret ederek, ona bir tas yemek ve ekmek bırakır.

Yazın gelmesiyle karlar erir, kuzular ve hayvanlar yavrulamaya başlar. Fakat o yaz daha önce görülmemiş bir hastalık hayvanları kırıp geçirir. Genç çiftçi ne yapacağını bilemezken, akşam babasını ziyarete gittiğinde,

-Baba hayvanlarımız ölüyor elimden bir şey gelmiyor ne yapmalıyım? diye sorar.

” -Ben çocukken yine böyle bir hastalık olmuştu, sen şimdi vakit kaybetmeden hastaları diğerlerinden ayır, sonra dağın eteklerinde yetişen mor renkli çiçek açan otlardan topla bunu kaynatıp hasta olanların sularına her gün bir tas karıştır” diye cevap verir baba…

Genç adam babasının dediklerini yapar. Hayvanların bir kısmını kaybetse de çoğunu kurtarır. Köylüler ise onun kadar şanslı değildir, ellerinde çok az hayvan kalmıştır.

Hasat zamanı geldiğinde ise bir festival yapılacak, büyük kutlama için köylüler en iri ve besili hayvanlarını kurban edecek ve ziyafetler verilecektir. Yaşlı adam oğluna:

“-Bak oğul hayvanların, hastalığı yeni atlattılar. Eğer festivale katılırsan elindeki damızlık hayvanları kaybeder, dara düşersin bu yıl festivale katılmayacağını bildir yoksa gelecek yıl eksilenleri yerine koyamazsın. ” der.

Bunun üzerine genç çiftçi babasının dediği gibi yapar ve festivale katılmaz. Baharla birlikte birçok oğlak ve kuzu sahibi olur, sürüsünü çoğaltır.

O yıl hasat pek bereketli değildir. Köylülerin ellerinde kalan arpa, buğday sert geçen kışı atlatmalarına yetmez. Köylüler yine krizdedir, kışın sert geçmesi ve verimsiz geçen yıl, ellerindeki tohum için ayırdıkları buğdayı tüketmelerine neden olmuş, çaresiz kalmışlardır. Bu defa yaşlı adam:

“-Evlat eğer elinde tohumluk kalmadıysa samanlığın çatısını sök, ben orayı yaparken altına su geçirmesin diye samanı koymuştum” der.

Genç adam samanları söküp tekrar döver, çıkan tohumları da tarlasına eker. Çiftçiler sıkıntı çekerken genç adamın her soruna bir çözüm bulması kıskançlığa neden olmuş, köylüler arasında dedikodular yayılmaya başlamıştır.

“Geçen yıl bizim hayvanlar kırılırken onunkilere bir şey olmadı”

“Baharda sürümüz azalırken onunkiler çoğaldı. Büyü yapmış olmasın?”

“Geçen yıl ki kuraklığın sebebi de o olmalı ”

“Biz toprağa tohum atamazken onun tarlaları yemyeşil ! Kesin büyücü yakalım ! ”

“Asalım büyücüyü, yürüyün !!!”

Gece yarısı genç adamın evine gelen öfkeli kalabalık elinde mumla, samanlığa gittiğini görünce onu takip ederek, yaşlı adamı ve genç çiftçiyi yakalarlar ve yaka paça Kral’ın adaletine teslim ederek, en ağır şekilde cezalandırılmasını isterler .

Bu arada yıllar, genç Krala da acımasız davranmış ve onu yaşlı bir adam yapmıştır. Sıranın kendisine geleceğini sezinlemiş olan Kral, kendi çıkardığı hükümlere teslim olmak üzeredir. Bir halk mahkemesi kurup yargılamaya geçilir.

” -Söyle bakalım sen bir büyücü müsün?”

“-Hayır !”

“-Herkesin sürüsü kırılırken seninkilere bir şey olmamış nasıl oldu bu ?”

“- Babam efendim o yapılacak ilaçları biliyordu.”

” -Peki, köylüler fakirleşirken ve koyunlar kuzu vermezken senin büyük bir sürün olmuş! ”

” -Evet, o da doğrudur efendim babam hastalık sürüyü zayıflatınca güçlü olanları festivalde satma kurban etme sana lazım olur demişti haklı çıktı.”

” -Peki, tarlayı ekemeyen çiftçiler senin tarlanın ekili olduğunu söylüyor bunu nasıl başardın.”

“-Babam efendim, bereketli yıllarda çatıya serdiği samanları tohumluk olarak kullandık. Yaşlılık cezalandırılacak bir şey değil efendim, aslında onların bilgeliğine ihtiyacımız var. Hem sanmayın ki öldüklerinde o bilgiyi yanlarında götürüyorlar. Ben babamdan nasıl yapıldığını öğrendim, oğluma öğreteceğim. Bana ne ceza verirseniz verin umurumda değil, o benim atam ve onu taşımak bakmak bana külfet değil, Tecrübeleri bize birer armağandır.”

Bunun üzerine Kral biraz geçte olsa yaptığı hatayı anlayıp çıkardığı yasayı kaldırır. Genç adama ise ceza vermeyip onu baş danışmanı yapar. Bundan böyle yaşlıların bakılmasını, onların bilgeliğinden faydalanılmasını ve onların gönüllerinin hoş tutulmasını emreder. Genç adam babasına o vefat edene kadar bakar.

Düzenlenmiştir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s