TAPUAT / TABİAT ANA

Umut, Yaşam, Yenileme: TAPUAT / TABİAT ANA

E9431DDD-48A1-4B8E-8044-00F972858A6E

Bugünün Kuzey Arizona’sında yaşayan Hopituh Shi-nu-mu (yani barış insanları) Hopi isimli Amerikan Yerlileri’ne ait bu sembolün kökeni, dünyanın en eski sembolü olan labirenttir.

E10B4A88-870C-488A-9722-D5C6C15C1C96

Anne ve çocuk anlamına gelen Tapuat, göbek kordonundan başlayarak hayatın döngüsünü ve insanın içindeki yolculuğu sembolize eder. Tüm canlıların annesi olan Doğa Ana yani dünya ve onun çocuğu olan hayatın sembolüdür.

Doğu Amerika’daki diğer yerli topluluklarla bağlantılı olan Hopiler, asla tek bir grubun kimliğine sahip olmadılar; bağımsız köylerde yaşıyorlardı, dil (Uto-Aztek dili), kültür ve yaşam anlayışlarını diğer yerli halklarla paylaşarak, ortak bir kültür ve dünya görüşünün bir parçasını oluşturuyorlardı.

Mayalardan farklı olarak Hopiler, bu çağların değişim tarihleri noktasında nadiren kesin konuşurlar. Bu sebeple, Mayalara ‘zamanın ustaları’ denirken, Hopilere ‘mekânın ustaları’ adı verilir.

Tapuat sembolü Hopi’ ye atfedilmesine rağmen, dünyadaki diğer kabilelerde ve kültürlerde benzer labirent tipi semboller bulundu.

Neredeyse tüm yerli insanlar bu sembolü insan yaşam döngüsünün simgesi olarak kabul eder.

Tapuat sembolü aynı zamanda anne ve çocuğu için bir simgedir. Semboldeki çizgiler yaşamın evrelerini ve hareket yolunu temsil eder, yaşam daima annenin etrafındaki uyanıklığın içinde sürer.

Merkez, amniyotik çuvalı – yaşamın merkezini – başlangıcını simgelemektedir.


Bu ışık altında, birçok seviyedeki yaşamın farkındayız, çünkü hem fiziksel anne ile hem de Dünya Ana ile hatta Kozmik Ana ile olan bireysel bağlantımızı hissediyoruz.

Bir “yaşam labirenti” olarak, yaşamda yaptığımız her seçimle yapılan çeşitli dönüşleri görebiliriz. Her seçimde yolumuz yeni bir yöne döner.

Hopi efsanesi dünyanın kivaz adı verilen yeraltı mağaralarında yaratıldığını gösterir. Bu mağaralar, Toprak Ana’nın rahmi olarak kabul edilir. Bu yeraltı alanlarından tüm insanlık, dünyanın ilk yaratıcı suları çekildikten sonra ortaya çıktı.

İnsanların yeraltı tünellerinde (labirentlerde) yeryüzünde yollarını bulmak için hareket etmeleri gerekiyordu. Bu ‘Gerçek Yolu’ bulmak için Ana ruhuna olduğu kadar sakin ve serin bir zekâya da güvendi.

Biçimiyle insan yaşamını besleyen plasental bir kütleyi de kuvvetle andırıyor olmasından dolayı da ‘anne’ kavramıyla nitelendirilir.

Dilimizde Tabiat Ana olarak düşündüğümüz bu kavramın en az bizim kadar canlı olduğunu gösteren bu yaklaşım, Kadim uygarlıklardan günümüze taşınan bir uyanışın da sembolü olsun dileriz.

Çeviri ve Derleme: Evren’den

#MasalÜniversitesi

Kaynaklar:
Our Story Kombucha
Tapuat Kombucha


Kuraklık

 

59556D1E-5630-40FF-9709-EA03BB59C092

KURAKLIK

İnsanlık gündemine düşen bombalar;

💣 Çocuk istismarları
💣 Kadın Cinayetleri
💣 Aile içi Şiddet
💣 Sokak Hayvanlarına acımasızca yapılan saldırılar
💣 Kirlilik ve Atıklarla gelen Doğa Cinayetleri
💣 Arkeolojik Cinayetler,
💣 Ekolojik Cinayetler,

💣 Sebebi meçhul, faili meçhul görülen saldırılar, eylemler, hastalıklar…

Ve şimdilerde gündeme her an düşen ateş, Ormanların can ve ciğerinden insanlığın ciğerine düşüyor; Güdümlü, güdümsüz (dejenere olan bir iradeye bağlı ve veya kara arzuya bağlı tahrip gücü fazla yüzlerce bomba….

Geçen günlerdeki o yağan meteor yağmurları gibi düşüyor apansız zamanlara, yeşile, içindeki canlılığa, derin uykudaki insanlığa… Kendini tekrarlayan ve aşamayan insanlığa!

Sevgi değil, kabus ekiyor, kuraklık biçiyoruz kendimize, tüm evrene !

Bereketle değil, yaşamsal ve duygusal kuraklıkla imtihanımız…

Sonucu belli, meçhulü belli kuraklıklarımız;

Masumiyet kuraklığı,
İrade Kuraklığı,
Empati Kuraklığı,
Vicdan Kuraklığı,
İnanç Kuraklığı özde Sevgi Kuraklığı…

Nihayetinde Hiroşimolar‘dan farkımız ne.

Özgür irade ile doğan ve biçimlenen insanoğlu kaç bombadan sonra uyanışın bireysel ve ve de bütünlük kavramının özden gelen olduğunu anlayacak.

Meraktayım!

Evren’den ✍🏻

Art: Mara Light


Kronos ve Kairos

KRONOS ve KAİROS / ZAMAN ve FIRSAT

06D5CD09-6F63-4F5E-8DF8-CCC8AE078E95

KRONOS ve KAİROS; bu kelimeler Yunan Mitolojisine göre iki Tanrı’yı simgeliyor.

KRONOS; Kainatın Hakimi. Gökyüzü ile Gaia yani toprak ananın oğlu ve Zamanın sembolü; O hepimizin bildiği kronometrik zaman. Saat, gün, ay, yıl… O çoğunlukla içinde kaybolduğumuz Zaman…

Diğer bir deyişle bizim hayat akışımız içinde geleceği tapulamışçasına planlar yaptığımız, hızla tükettiğimiz kronoloji. O ki, zamane çocukları olduğumuzda bizi acımasızca yutan Kronos.

CC57EC1B-D40E-4DF8-B8EC-94B38086C862.jpeg

KAİROS ise; Fırsat ANlarının Tanrısı. Zeus’un en genç oğlu. Omuzlarında ve ayaklarında kanatları bulunan bu delikanlının başının arka tarafı saçsız.  Bu nedenle arkasından onu yakalamak imkansız.

5776715C-861A-4907-885D-C315E7951B99

Halbuki başının ön tarafında up uzun perçemleri var. O, peşinden koşanları değil, onu kollayanların karşısına çıkıp yakalayan için evrenin bereketini, sonsuz olasılıklarını sunan; ‘AN ve Fırsat Tanrısı.’

O arkasından koşmamız gerekmeyen.
O an ve an, hep ‘Şimdi’ de. Telaş yapmadığımız; dingin ve huzurlu bir biçimde koşan genç akış O.

Bize düşen ise; Şimdi’de kalmak, fırsatları yaratıcı zamana dönüştürmek için Kairos ile ANların içine dalmak.

O, tüm yaratıcı süreçlerimizde, dingin aktivitelerimiz sırasında ortaya çıkıyor. Yani O, kısa gördüğümüz ANın o sonsuz olasılıklarında saklı…

ANları yakaladınız yakaladınız, yoksa arkasından onu yakalama fırsatını vermiyor Kairos…

‘Bir varmış bir yokmuş’ dediğimiz masal misali geçen ANlardan ibaret hayat.

Bizden ilerde giden ruhumuzu yakalama fırsatı sunan Kairos; Yaratıcı zamanımız için, geçmişten bugüne, bıkmadan, yorulmadan; ‘fırsatları anda yakalayın’ bilincini taşıyor bizlere…

Dönüşmek, yenilenmek, fırsatları yakalamak için ANlara ihtiyacı var hepimizin…

KAİROS önümüzdeyken, yanımızdan hızla koşup gitmesine izin vermek neden seçimimiz olsun ki!

Ve aslında Kairos diyor ki;
“Şimdi’de ol. Çünkü bir tek ‘Şimdi’ye sahipsin ve şu an barındırıyor tüm fırsatları… Ne geçmiş var ne geleceği bilebilirsin… Ancak sevgiyle düşleyerek geleceği ‘şimdi’ biçimlendirebilirsin!”

Kendi bütünlüğümüz için, yaratıcı zamanımız için hayatımızın anlar toplamı olduğunu hatırlama zamanı “şimdi”!

Zira Kairos fırsatlar sunarak, her AN geçip gidiyor yanımızdan koşarak.(!)

Evren’den. ✍🏻

#MasalÜniversitesi

004235A2-8D97-4F74-BA57-64CF71036233

#MasalÜniversitesi


Demode Kostümler

21F788E1-21AB-4F38-AB66-459620D95011

Zamanın dar geçitlerinden birinde; Sisli bir sokak başında durmuş gelen gideni izliyordu.

Onu göremezlerdi. Çünkü o gün kendine seçtiği oyunun kostümü ‘görünmezlik pelerini’ydi. 

‘Ne kadar gürültülü ve sisli’ dedi…Doğanın ahengini bozan tüm kuru gürültüler karşısında bir an kulaklarını tıkadı.

Az ileride bir kediye tekme atan genci gördü, daldan bir anda korkup kaçan kuşu farketti, onun ilerisinde yaşlı, yürümekte zorlanan bir kadına çarpıp özür dilemeksizin kaçan adam. İleride kavganın boyutunu sesleriyle de yükselten bir çifte takıldı sonra bakışları… 

Önünden kolundan çekiştire çekiştire götürülen ağlayan çocukla kesişti bir an bakışları…

Elini uzattı küçük çocuğa bir an görünmezliğini unutup, çocuk da uzaklaşırken dönüp dönüp ona baktı uzun uzun. O kadar insan içinde bir tek o, o çocuktu onu görebilen…

Dikenli kostümlerin tozları havaya karışmıştı; Bir anda hapşurdu Maya; 

‘İnsanlar hala bu tarihe karışması gereken dikenli, tozlu demode kostümleri üzerlerinde hala neden taşırlar ki’ diye geçirdi içinden.

Arabaların siren sesleri, insanların gürültülü sözcükleri, demode rollerin tozu uçuştu havada. Rüzgarın, dumanı, tozu, kuru gürültüyü savuşturma gayreti çaresizdi. 

‘Ben çekiliyorum’ yoruldum dedi rüzgar…

Maya sıcaklığını hissederek rüzgarın yerini alan Güneş’e usulca başını kaldırdı; 

‘İnsanların üzerine serpilen uyku tozunu alamadı rüzgar, peki sen, ya sen insanların kalplerindeki buzları eritebilir misin’ diye sordu narin sesiyle… 

Güneş gülümseyerek; 

“Bunu niye istiyorsun” diye sordu Maya’ya…

“Çünkü galiba insanlar kalplerindeki o kocaman büyük buz kütleleri yüzünden, ne etraflarını ne de içlerindeki mutsuz çocukları görmüyorlar”

DCA39F57-76D0-4A9A-A5D3-84BD800AC1F1

✍🏻 Evrenden


Bal tadında AŞK Masalı…

48369F36-CAA9-446A-8BAA-2B16C8A2519E

Önünde açık duran boş sayfaya dalıp gitti bakışları. Kısa bir suskunluk… Sessizlik. Zamanın içinde zamandan özgür bir derinlik!

Ve ardından vızıl vızıl minik kanatlı kelimeler dönmeye başladı başının etrafında. 

Ses yavaş yavaş görünür bir hal aldı gözlerinin önünde. Ve bir arı kondu badi parmağına. Kendi düşünü fısıldadı usulca kulağına…

7D801BC4-5617-4649-B9DC-F0017A1A8E06.jpeg

Kraliçe Arı üslubunu bozmadan, işçi arıların çiçeklerden topladığı tüm bal nektarlarını seçiyordu özenle, diğerleri de özenle yerleştiriyordu kovanın içerisine.

Bal tadı aşk, arı kanadında havada uçuşuyor, arada önünde duran boş kağıda bir kaç nektar damlıyordu… Tarifi zor sözcüklerle.

Sadece; ‘Bal tadında…’ diyebildi…

Beyaz kağıdın üzerindeki çokgenler, 6’genler, gittikçe daha belirgin bir hal alıyordu.

B861867E-F688-4E78-B5F5-BBE774C2D0FC.jpeg

‘Nasıl bir matematik, kimya ya da simyadır! Arılar ne zaman matematik öğrenmiş olabilir ki dercesine’ arı kovanlarına daldı gitti gözleri.

Arılar birbirine çarpmadan uyumla, kavgasız konuyor, uçuyor aşkla kuruyorlardı adeta kendi seyyah cennetlerini. Çiçeklerin cömert özünden, bal tadında altın harfler seçip kovanlarına döşüyorlardı. 

Ve oku’masını bilenlere kendi düşlerini fısıldıyorlardı… Özlerinden, zamandan özgür, yaradanın sihirli imzasını telef etmeksizin kovanlarına akıtıyorlardı altın vuruşlu aşk izlerini… 

Ve, Bal kovanında BİR aşk masalı yazılıyordu… 

Sebebi Aşk… İlan’ı Aşk..

Evren’den ✍🏻

Ma’Kalem®️

8746129D-93CD-43B5-82A3-8D3BC2F428DF

 

 


ÜÇ NOKTA …

 

F38766A0-8E2F-4312-8C73-C2D596EDF3EF

Kaç kapı, kaç anahtar biriktirmişti yaşamında. Hangi kapılar kapalı kalmış, hangi kapılara kapı’larak açmıştı bilinmez.

Bir dolunay gecesinde anahtar deliğinden ışığın içeriye süzüldüğü esrarengiz bir kapıya doğru yöneldi bu kez. 

Dışarıdan gelen tüm uğultulu sesler, biraz geriletse de önce, cesaretle açtı kapıyı…Usulca ve kendine doğru.

Hafif bir gıcırtıyla açıldı kapı. Anladı ki uzun süre kullanılmamaktan, menteşeleri paslanmıştı.

Bir anda dolunay geceli gökyüzünün sonsuzluğunda seyir halinde buldu kendini. 

Uğultulu sesler, sözler, kavgalar gökyüzünde asılı kalmıştı adeta ve görünürde kimse yoktu…

En parlak yıldız göz kırparcasına baktı ve uzansa alabileceği kadar yakındı.

Kendi dünyasına götüremeyeceğini bildiği yıldıza sadece dokundu usulca. Bir anda tüm bedenini saran o inanılmaz tarifsizlikle, ismini koyamadığı ardı arkası kesilmeyen uçuş uçuş kelimeleri topladı içinde.

Uğultulu, gürültülü, karanlık ve kötü tüm karanlık kelimeleri sildi eliyle…

‘Yaşam da bakıp gördüğü her şeye bir isim takan insan, şimdi ‘sessiz kelimeleri nasıl yazabilir’…

Masasına döndü, açtığı beyaz sayfaya sadece üç nokta koydu (…) Kapadı usulca defterini ‘ve bitti’ diye geçirdi içinden.

F73C8A81-D506-43CD-B922-AD05B79D767A.jpeg

Hikayelerin de hikayecisi var, düşlerin düşleyeni, kelimelerin alfabesi, ancak belki de en güzeli sadece üç harf üç noktaydı her şeyi içinde barındıran…

Aşk gibi… Bir gibi… Hiç gibi…

Evren’den ✍🏻

Ma’Kalem®️

 

 

 

 


Kendinizi Sevin!

ABA35183-04E1-497B-8ADB-F2721F7ABB6F

“Kendinizi Sevin”

Kendini rollerine fazla kaptıran, önceliklerinin yerini şaşıran zihinlerin tutsağı olmak; ‘kendi öz bütünlüğünüzü parçalamak ve özgür düşlerinize parmaklıklar koymak’ demektir.

İster dublör, ister süflor olun, ister kamera arkası, ister kamera önü, ne olursanız olun ‘kendi hayatınızın senaristi ve baş rolü olun’!

Koşullandırılmış değildir hayat, zihinlerdir onu koşullandıran. Nefes almak koşulsuzdur mesela, hayatın bereketidir ve adaletin simgesidir ‘toprak ana’.

Ne ekerseniz onu biçersiniz.

Şimdi karar verin, öfke ekip fırtına mı biçeceksiniz, yoksa sevgi ile ekilen düşlerinizin meyvelerini mi toplayacaksınız payınıza düş’en..

Özgür irade ile doğan her kimsenin seçme hakkı vardır ve en büyük haktır ‘sevme’ hakkı.

Özgür olmaya cüret edin, cesaretli olun, çünkü kimse onu size altın bir tepside sunmaz.

Öz saygı talebindendir, bizi biz yapan doğal oluşumumuza müdahalelere izin vermemek.

İnanç, sevgi ve iradedir kanatlarımız. 

Kanatlarımızın kırılmasına izin vermek, ya da sağlıksız bir şekilde rollerine tutsak zihinlere tutsak olmayı seçimlemek, kendi özgür doğamıza yapılan ihaneti kabul etmek demektir.

Bizi biz yapan biçimlenişimizdir. Kendi senaryomuzun baş rolü olma hakkı doğuştan verilen Tanrısal bir haktır. Bu nedenle kendi hikayenizi sevgiyle yazın!

Kendi bütünlük arayışımız, ‘kendini bilme sanatı’ öncelikli yaşam amacımızdır. 

‘Sadece bütünlük sevebilir ve sadece Oluş’ta bütünlüğüne ulaşmış kişiler sevgi gibi önemli bir hissiyatı bütün ihtişamı ile içinde yaşatabilir.’ der Prof Stefano D’Anna.

Başkalarının parçalı, baskıcı, koşullu sevgi anlayışına sığmıyorsanız da… Vazgeçmeyin!

O nokta belki dönüm noktanızdır!

Bilin ki yine de tüm sıkıştırılmış duygu ve zihinsel paradigmalar içinde, sonsuz bir evren taşıyor kalbiniz. Düşleriniz, yüksek bilinciniz sizi seviyor.

O zaman sevilmeyi beklemeyin, siz kendinizi adilce ve koşulsuz sevin!

Kendi bütünlüğünüzden evrensel bütünlüğe…

Evren’den ✍🏻


Mavi Küre ve Anne ‘Düşü’

5EF5346A-92A5-450A-B049-DCC4B4144F0A

MAVİ KÜRE ve ANNE ‘DÜŞÜ’

Zamanın birinde her gün yeni bir acıya uyanan, her akşam benzer kötü haberlerle gözlerini kapatan ve aslında aydınlığa göz kırpan mavi bir küre varmış. 

Bu mavi küre içinde, insanlarının çoğu özlemliymiş ancak neye tam özlem duyduklarını bile bilmeden. Kürenin içindekilerin bir çoğu, kendi, ya da başka zihinlere hapis, çıkılmaz sandıkları sorunların tekrarıyla yaşayıp giderlermiş.

Bazıları kendi havasındaymış. Rahatın, konforun, keyfin, sefanın içinde yaşar, acılara acımaktan başka bir şey yapmazlarmış. Bazıları da varmış ki, mavi küredeki acıyı iliklerine kadar yaşar ve hisseder, karanlığa ışık yakarlarmış. Kimileri için ise şikayet etme, kendini aciz görme duygusu, minnet ve inanç duygusundan da fazlaymış. ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar çokmuş.

Kısaca bu mavi kürede, farklı özelliklere sahip bir sürü duygu insanı, harita ile sınır dedikleri çizgi aralarında yaşar, çoğu zamanda sınırların ötesinde buluşurlarmış.

Bir yerde çok büyük bir acı yaşandığında, sanal platform adını verdikleri bir yerde, herkes profil resmini değiştirir, karanlığa gömülür, bazen birlik, bazen hiddet duygusunu yaşar, ertesi gün ise ‘nerede kalmıştık’ çoğu kez unutulup gidermiş. Bu nedenle tarih tekrar eder dururmuş. Küre her gün değişim umuduyla döner ancak çileler yine de yumak olurmuş.

Çoğu kimse ‘acaba bu kürede sarılan çilelerde benim de payım var mı, ipin ucunu nasıl tutabilirim’ diye döngüyü değiştirme gücünden habersiz; haksızlıkların, yaşanan acıların ardından sadece çile yününü sarmaya devam ederlermiş. 

Kimileri ‘bu düzen böyle gitmez çekip gidelim kendimizi kurtaralım’ dermiş, kimileri ‘biri çıkıp da bizi kurtarsın’ diye beklermiş, kimisi ‘çoook bekleriz, bu küre değişmez, böyle yuvarlanıp gidelim’ dermiş. 

Günlerden bir gün mavi bulutlar kızıla boyanmış. Zamanının bir yarısında, karanlığın içinde zamansız beliren tüm yıldızlar bir araya gelmiş ve mavi küredeki tüm anneler derin bir uykuya dalmış. 

Yıldız tozlarının içinde çocuk sesleri duyulmuş önce. Ortalık bir anda, gözleri ışıl ışıl parlayan, mutlu, sağlıklı o minik insanların cıvıltıları ile dolmuş taşmış. Çocukların gülüşü ile doğa canlanmış, renkler belirmiş birer birer… 

Masal bu ya, annelerin hepsi aynı rüyanın içindeymiş.

Bir çocuk belirmiş önlerinde, kendi düş kürelerini anlatmış, o anlatmış anne onu kalbiyle dinlemiş. 

Avukatlar yokmuş anlatılan  o düş küresinde, çünkü suç yokmuş. Polis yokmuş çünkü herkes güvendeymiş. Doktor yokmuş, çünkü hastalık yokmuş. Okulları dünya ve öğretmenleri toprak anaymış. Birlik duygusunun aynılık değil ancak kardeşlik olduğunu, her canlının kutsal bütünün parçası oldukları bilinciyle sevgiyle yetişiyormuş orada her biri. 

Kendilerini severken, herkesi sevmeyi öğreniyorlarmış. Kendilerine ve düşlerine güvenle, korkusuzluğu öğreniyorlarmış.

Rüyadaki Çocuk; Hayallerinin özgürlükleri olduğunu, hayalleri ile kendi kürelerini sevgiye boyadıklarını, güzel düşler kuran, ışıklı insanlarla var olmanın hafifliğini anlatmış durmuş… 

En son olarak; ‘Bizi unutmayın’ demiş ‘biz ‘masum ve güçlü yanınızız ve cennete giden yol birlikte, öz sevgimizde’…

Ertesi sabah, tüm anneler uyandıklarında, başka gözlerle bakmışlar döngüye, yüreklerinde ve yüzlerinde aynı güneşli tebessümle. 

Önce kendilerini gözlemleyerek, yüreklerindeki kutsal gücü ve masumiyetlerini  hatırlamışlar ve kendilerini özde sevmeyi. 

Okumaya, düşünmeye, sorgulamaya, doğaya ve özgürlük arayışlarına daha fazla zaman ayırırken; yetilerine göre üretmeye, hayata karamsar değil, mutlu ve pozitif bakmaya başlamışlar. Gerçek rollerine sevgiyle soyunmuşlar.

Kurtarıcının dışarıda bir yerlerde olmadığını anlamışlar. Kendilerinde başlayan değişimle, mavi kürenin ve nesillerin değişeceğine inanmışlar…

Artık biliyorlarmış cennetin çocukların gülüşünde ve kendilerinin yaşattığı tüm güzelliklerde saklı olduğunu.

Kendi çocuklarını o rüyadaki gibi büyütmenin yollarını aramışlar an ve an.

F31FB441-7C24-4A62-A53F-AEF939875476

Sadece kendi çocuklarına da değil üstelik, diğer çocuklara da anne olmuşlar ve hepsi kendi masallarının kahramanı olmuş o günden sonra.

Nerede haksızlıktan, adaletsizlikten, kötülükten şikayet eden birini görseler, onun kulağına usulca ‘vazgeçme, kendine inan, iradeni kullan, içinde ve dışında iyi çocuklar yetiştir” diye fısıldamışlar. 

Mesajı alan hemen işe koyulmuş. Bu düş ve mesaj zamanla bütün mavi küreyi sarmış ve bir gün tüm çocukların ve onları yetiştiren kutsal annelerin düşü gerçek olmuş.

Güzel düşleri, duyguda, yaşamda, nesillerde yaşatan tüm kutsal annelere ve anne hissedenlere… 

Düşlerimizin gerçeğinde; Bugün ve her gün sevgiyle ‘kutlu’ olsun.

Evren’den ✍🏻


Dunning – Kruger Sendromu

3EA4857C-3C51-4DB1-B977-4F0F8363F06Fİki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya atar;

“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”

Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:

· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.

413ED3E0-2E62-4F92-9930-E456C24A1731.jpegCornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik “Nasıl geçti?”sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi…

Soruların yüzde 10’una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. 

Onların “testin yüzde 60’ına doğru yanıt verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.

Soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçakgönüllü” olanlardı; soruların yüzde 70′ ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.

20E5768B-A3C8-4688-ADD2-E76874110EC3Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu’nun metni yazıldı:

“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.

‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.

Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler… 

Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”

N’olur fazla mütevazi olmayın!…

BFADB24A-50A5-43B4-AB64-4C13DDFA1892

“Siz de çevrenize şöyle bir bakın” diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti…

Bence Dunning ile Kruger’in, bu çalışmalarıyla 2000’de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi’nin Ig Nobel’ini alma nedeni “cahil olmamalarıydı”.

Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel’in bir sözüyle bitiriyorum:

“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”

Kaynak: ephiass/sosyomat.com


Mükemmellik

0BDBCFF3-6101-43F6-B25B-53F6901BAA00

MÜKEMMELLİK 👨‍🎨

Zamanın dar bir geçidinde, kalabalığı yaran sokakların birinde, kimseyi umursamadan, şövalesini kurmuş bir ressam gözüne çarptı Maya’nın.

Kimsenin gözüne çarpmayan, renklerle adeta dans eden o ressama çekildi sanki adımları.

65DEF7DB-6713-48E5-BD5F-25A6D2A4436A

Arkasında sessizce durdu. Ressam dikkatini o kadar çok yaptığı işe vermişti ki, onu izleyen bir çift gözden habersizdi. Tüm dikkatiyle indirdiği her bir fırça darbesiyle yaptığı resmin ortaya çıkmasını izledi önce Maya.

Bir süre sonra da varlığını hissettirmeye çalışırcasına ressama “ne kadar mükemmel” dedi heyecanını gizleyemeyerek.

Ressam gelen sesle dikkatini bozmadan, bitmemiş fırça darbesini tualle buluşturduktan bir süre sonra Maya’ ya çevirdi kısacık bakışlarını.

O buluşan bakışlarda bir an duraksadı Maya. O derin bakışların içinde sanki zaman genişlemişti.

Ressam, paletinden bir renk daha alarak buluşturdu tualiyle. Bitmesini istemediği bir resmi tamamlamaya çalışıyor gibiydi…

98221F89-9C18-4422-A1F5-E76F23131538

“Mükemmellik” dedi Ressam, hala tualindeki renklerle raks ederek.

“Amacına ulaşan her şey mükemmeldir.
Ve mükemmelliğin asıl amacı karşı tarafa verdiği duygunun sınırsız, zamansız etkisidir küçük hanım” dedi ve aynı ciddiyetle resmine devam etti Ressam.

O resmin içine, fırçanın ucundaki boya kıvamında düş’tü Maya, resmin içinde hayallerinin elinden tutarak, zamandan özgür kendi sokaklarında ilerledi…

Evren’den✍🏻