Category Archives: Evren’den

Seni seviyorum

“Sadece içimdeki çocuğun sesini dinlediğim zamanlar kendimi yaratıcı ve eşsiz hissediyorum.”

Alice Miller

3D2C701F-668B-4486-A422-6DE36BEB17A8

Yetişkin kimliğimize, yaşam enerjisi, yaratıcılık, renk, heyecan, merak, neşe, koşulsuz sevgi, şifa ve coşkuyu getiren o temel titreşimin kaynağı ‘içimizdeki çocuk’tur.

Ancak ve ancak o öz titreşimin sebebi olan sevgi varlığını hissettiğimizde eksik sahte benliğimizden soyunarak, özümüzdeki şifacı masumiyetimizi de kucaklamış oluruz.

Mutluluğu dışarda bulacağımızı sanarak attığımız tüm büyük adımların yerine bir minik adım atalım bu kez kendimize ve içimize, ufacık tefecik ama güçlü ve içi dolu sevgicik…

İçinizde gülümseyin!

Onun varlığını bildiğinizi, onu beklediğinizi, onu kucaklamaya hazır olduğunuzu hissettirin, ona samimiyetle güven verin ve bu küçük dört sihirli cümleyi söyleyin ‘şimdi’!

Seni seviyorum,
Özür dilerim,
Lütfen beni affet,
Teşekkür ederim…

Evren’den ✍🏻
248CF51B-329D-4BE2-8A16-24922D6EFD66

Vizyondaki Kabus

Vizyondaki Kabus

“Elinin altında televizyon varken bir çocuk doğal kaynaklara başvurmaya gereksinim duymaz ve can sıkıntısı gibi bir durumla karşılaşmaz.

Çocuk, televizyona olumsuz eleştiri getiren bir araştırmacının deyimiyle “down time”a (makinelerin stop ettiği an) girmekten kurtulur ve günlük programının dağılıp kendini çaresizce zamanın akışına bıraktığında, gerçek anları yaşayamaz.

Bir zamanlar bütün bir öğleden sonra “yapacak şey bulamayan” çocuklar yaratıcı oyunlar uydurur, kendilerini oyalayacak ilginç bir şeyler bulurlardı.

5767152B-9895-449C-AE55-53B691C97C7F

Bugünlerde çocukların düş güçlerini kullanmalarına gerek yok. Yeni masallar uydurmak, oyunlar icat etmek ya da gerçeği farklı biçimlerde kurmak eğilimi pek azında mevcut.

Yirmi yıldan az bir süre içinde altı ile on sekiz yaş arası çocukların televizyon izleme süreleri yüzde 70 oranında arttı. Bu artışı fark eden uyanık elektronik eşya şirketleri çocukları bilgisayar ve video oyunlarına alıştırdı.

Sonuç şu: Televizyon, dil edinimi için tek kaynak olamaz çünkü televizyon soru sorabilir ama çocuğun sorularını yanıtlayamaz.

Bir çocuk eğer günde ortalama iki ila dört saat arası televizyon izliyorsa ilkokulu bitirdiğinde toplam sekiz binden fazla kabusa ya da cinayete tanık olmuş olacaktır.” diyor Barry Sanders.

Suçlu geçmişimizi, an ve an tekrarlardan arındıramayarak, farkındalık bilincinden yoksun, ardı arkası kesilmeyen İnsanlık ayıplarımızı yaşayan, yaşatan bizler; hala siyah beyaz bir dünyanın içinde hapsolmaya izin veriyoruz.

Artık UYANARAK değişmeli, içimizdeki ve dışımızdaki çocuklara yorulmadan sevginin gücünü aktarmalı, kaliteli zaman ayırmalı ve yaratıcı düş zamanları oluşturarak, zamanın çengelinden kurtulmalı ve renkli düşlerin zamanlarını birlikte oluşturmalıyız!

Yoksa hep tekrarlanan siyah beyaz film karelerinin ve zaman çemberinin içinde sıkışarak kalacağız.

Evren’den ✍🏻

 

 

Devamını oku

TAPUAT / TABİAT ANA

Umut, Yaşam, Yenileme: TAPUAT / TABİAT ANA

E9431DDD-48A1-4B8E-8044-00F972858A6E

Bugünün Kuzey Arizona’sında yaşayan Hopituh Shi-nu-mu (yani barış insanları) Hopi isimli Amerikan Yerlileri’ne ait bu sembolün kökeni, dünyanın en eski sembolü olan labirenttir.

E10B4A88-870C-488A-9722-D5C6C15C1C96

Anne ve çocuk anlamına gelen Tapuat, göbek kordonundan başlayarak hayatın döngüsünü ve insanın içindeki yolculuğu sembolize eder. Tüm canlıların annesi olan Doğa Ana yani dünya ve onun çocuğu olan hayatın sembolüdür.

Doğu Amerika’daki diğer yerli topluluklarla bağlantılı olan Hopiler, asla tek bir grubun kimliğine sahip olmadılar; bağımsız köylerde yaşıyorlardı, dil (Uto-Aztek dili), kültür ve yaşam anlayışlarını diğer yerli halklarla paylaşarak, ortak bir kültür ve dünya görüşünün bir parçasını oluşturuyorlardı.

Mayalardan farklı olarak Hopiler, bu çağların değişim tarihleri noktasında nadiren kesin konuşurlar. Bu sebeple, Mayalara ‘zamanın ustaları’ denirken, Hopilere ‘mekânın ustaları’ adı verilir.

Tapuat sembolü Hopi’ ye atfedilmesine rağmen, dünyadaki diğer kabilelerde ve kültürlerde benzer labirent tipi semboller bulundu.

Neredeyse tüm yerli insanlar bu sembolü insan yaşam döngüsünün simgesi olarak kabul eder.

Tapuat sembolü aynı zamanda anne ve çocuğu için bir simgedir. Semboldeki çizgiler yaşamın evrelerini ve hareket yolunu temsil eder, yaşam daima annenin etrafındaki uyanıklığın içinde sürer.

Merkez, amniyotik çuvalı – yaşamın merkezini – başlangıcını simgelemektedir.


Bu ışık altında, birçok seviyedeki yaşamın farkındayız, çünkü hem fiziksel anne ile hem de Dünya Ana ile hatta Kozmik Ana ile olan bireysel bağlantımızı hissediyoruz.

Bir “yaşam labirenti” olarak, yaşamda yaptığımız her seçimle yapılan çeşitli dönüşleri görebiliriz. Her seçimde yolumuz yeni bir yöne döner.

Hopi efsanesi dünyanın kivaz adı verilen yeraltı mağaralarında yaratıldığını gösterir. Bu mağaralar, Toprak Ana’nın rahmi olarak kabul edilir. Bu yeraltı alanlarından tüm insanlık, dünyanın ilk yaratıcı suları çekildikten sonra ortaya çıktı.

İnsanların yeraltı tünellerinde (labirentlerde) yeryüzünde yollarını bulmak için hareket etmeleri gerekiyordu. Bu ‘Gerçek Yolu’ bulmak için Ana ruhuna olduğu kadar sakin ve serin bir zekâya da güvendi.

Biçimiyle insan yaşamını besleyen plasental bir kütleyi de kuvvetle andırıyor olmasından dolayı da ‘anne’ kavramıyla nitelendirilir.

Dilimizde Tabiat Ana olarak düşündüğümüz bu kavramın en az bizim kadar canlı olduğunu gösteren bu yaklaşım, Kadim uygarlıklardan günümüze taşınan bir uyanışın da sembolü olsun dileriz.

Çeviri ve Derleme: Evren’den

#MasalÜniversitesi

Kaynaklar:
Our Story Kombucha
Tapuat Kombucha

Kuraklık

 

59556D1E-5630-40FF-9709-EA03BB59C092

KURAKLIK

İnsanlık gündemine düşen bombalar;

💣 Çocuk istismarları
💣 Kadın Cinayetleri
💣 Aile içi Şiddet
💣 Sokak Hayvanlarına acımasızca yapılan saldırılar
💣 Kirlilik ve Atıklarla gelen Doğa Cinayetleri
💣 Arkeolojik Cinayetler,
💣 Ekolojik Cinayetler,

💣 Sebebi meçhul, faili meçhul görülen saldırılar, eylemler, hastalıklar…

Ve şimdilerde gündeme her an düşen ateş, Ormanların can ve ciğerinden insanlığın ciğerine düşüyor; Güdümlü, güdümsüz (dejenere olan bir iradeye bağlı ve veya kara arzuya bağlı tahrip gücü fazla yüzlerce bomba….

Geçen günlerdeki o yağan meteor yağmurları gibi düşüyor apansız zamanlara, yeşile, içindeki canlılığa, derin uykudaki insanlığa… Kendini tekrarlayan ve aşamayan insanlığa!

Sevgi değil, kabus ekiyor, kuraklık biçiyoruz kendimize, tüm evrene !

Bereketle değil, yaşamsal ve duygusal kuraklıkla imtihanımız…

Sonucu belli, meçhulü belli kuraklıklarımız;

Masumiyet kuraklığı,
İrade Kuraklığı,
Empati Kuraklığı,
Vicdan Kuraklığı,
İnanç Kuraklığı özde Sevgi Kuraklığı…

Nihayetinde Hiroşimolar‘dan farkımız ne.

Özgür irade ile doğan ve biçimlenen insanoğlu kaç bombadan sonra uyanışın bireysel ve ve de bütünlük kavramının özden gelen olduğunu anlayacak.

Meraktayım!

Evren’den ✍🏻

Art: Mara Light

Kronos ve Kairos

KRONOS ve KAİROS / ZAMAN ve FIRSAT

06D5CD09-6F63-4F5E-8DF8-CCC8AE078E95

KRONOS ve KAİROS; bu kelimeler Yunan Mitolojisine göre iki Tanrı’yı simgeliyor.

KRONOS; Kainatın Hakimi. Gökyüzü ile Gaia yani toprak ananın oğlu ve Zamanın sembolü; O hepimizin bildiği kronometrik zaman. Saat, gün, ay, yıl… O çoğunlukla içinde kaybolduğumuz Zaman…

Diğer bir deyişle bizim hayat akışımız içinde geleceği tapulamışçasına planlar yaptığımız, hızla tükettiğimiz kronoloji. O ki, zamane çocukları olduğumuzda bizi acımasızca yutan Kronos.

CC57EC1B-D40E-4DF8-B8EC-94B38086C862.jpeg

KAİROS ise; Fırsat ANlarının Tanrısı. Zeus’un en genç oğlu. Omuzlarında ve ayaklarında kanatları bulunan bu delikanlının başının arka tarafı saçsız.  Bu nedenle arkasından onu yakalamak imkansız.

5776715C-861A-4907-885D-C315E7951B99

Halbuki başının ön tarafında up uzun perçemleri var. O, peşinden koşanları değil, onu kollayanların karşısına çıkıp yakalayan için evrenin bereketini, sonsuz olasılıklarını sunan; ‘AN ve Fırsat Tanrısı.’

O arkasından koşmamız gerekmeyen.
O an ve an, hep ‘Şimdi’ de. Telaş yapmadığımız; dingin ve huzurlu bir biçimde koşan genç akış O.

Bize düşen ise; Şimdi’de kalmak, fırsatları yaratıcı zamana dönüştürmek için Kairos ile ANların içine dalmak.

O, tüm yaratıcı süreçlerimizde, dingin aktivitelerimiz sırasında ortaya çıkıyor. Yani O, kısa gördüğümüz ANın o sonsuz olasılıklarında saklı…

ANları yakaladınız yakaladınız, yoksa arkasından onu yakalama fırsatını vermiyor Kairos…

‘Bir varmış bir yokmuş’ dediğimiz masal misali geçen ANlardan ibaret hayat.

Bizden ilerde giden ruhumuzu yakalama fırsatı sunan Kairos; Yaratıcı zamanımız için, geçmişten bugüne, bıkmadan, yorulmadan; ‘fırsatları anda yakalayın’ bilincini taşıyor bizlere…

Dönüşmek, yenilenmek, fırsatları yakalamak için ANlara ihtiyacı var hepimizin…

KAİROS önümüzdeyken, yanımızdan hızla koşup gitmesine izin vermek neden seçimimiz olsun ki!

Ve aslında Kairos diyor ki;
“Şimdi’de ol. Çünkü bir tek ‘Şimdi’ye sahipsin ve şu an barındırıyor tüm fırsatları… Ne geçmiş var ne geleceği bilebilirsin… Ancak sevgiyle düşleyerek geleceği ‘şimdi’ biçimlendirebilirsin!”

Kendi bütünlüğümüz için, yaratıcı zamanımız için hayatımızın anlar toplamı olduğunu hatırlama zamanı “şimdi”!

Zira Kairos fırsatlar sunarak, her AN geçip gidiyor yanımızdan koşarak.(!)

Evren’den. ✍🏻

#MasalÜniversitesi

004235A2-8D97-4F74-BA57-64CF71036233

#MasalÜniversitesi

Beyin ve Bilinç

BEYİN, BİLİNÇ ile birlikte doğmak yerine onu tekrar tekrar öğreniyor.

Bilim dünyası uzun yıllardır “bilinç” hakkında araştırmalar yapmaya devam ediyor.

Bilincin bir şekilde beyinde bulunduğunu biliyoruz ancak bu konu hakkında bildiklerimiz hala çok yetersiz. İşte şimdi anlatacağımız ve bilim dünyasında şok yaratan hikaye de, bu bilgisizliğimizi kanıtlar nitelikte.

Eğer bilinç beyindeyse, beyninin yüzde 90’ınını kaybetmiş bir adam, nasıl nispeten sağlıklı bir şekilde yaşamına devam edebilir?

Hikayemizin kahramanı Fransa’da yaşayan bir adam ve 2007 yılında bacağındaki ağrı sebebiyle doktora gidiyor. Bu adamın çocukluğunda da beyin sıvısından kaynaklı problemler yaşadığını öğrenen doktorlar, beyin taraması yapmaya karar veriyorlar.

Yapılan beyin taramaları sonucunda, 44 yaşındaki bu Fransızın kafatasının çoğunlukla sıvıyla dolu olduğu, asıl beyin dokusunun sadece ince bir dış katmanının kaldığı ve beyninin iç kısmının neredeyse tamamen tükendiği ortaya çıkıyor.

Çocukken beyinde su toplanması nedeniyle ona stent takılmış fakat 14 yaşında tekrar çıkarılmış. Ve çıkarılırken de beyin ciddi biçimde hasar görmüş.

Doktorlar, çocukken de beyninde su toplanması şikayeti yaşayan bu adamın beyninin 30 yıl içinde yavaş yavaş yok olduğunu düşünüyorlar. Ancak yine de bilim, bunu tam anlamıyla açıklayamıyor.

Az miktardaki beyin dokusuna rağmen, adamın herhangi bir zihinsel engeli yok. IQ’su düşük(75) ama bir devlet memuru olarak çalışıyor; evli ve iki çocuk babası.

Bilim insanlarının bu noktada cevap bulamadığı soru ise şu: Beynin herhangi bir bölgesi hasar gördüğünde, insanlar komalık olurken veya bilinç kaybı yaşarken; bu adam normal hayatına nasıl devam edebiliyor?

Bilim dünyasına göre, bu şartlarda adamın bilincini kaybetmesi gerekiyordu. Brüksel Üniversitesi psikologu Cleeremans, bu durumla ilgili şunları söylüyor: “Beyin, bilinç ile birlikte doğmak yerine onu tekrar tekrar öğreniyor.”

Ve şöyle devam ediyor: “Bilinçlilik, deneyimler üzerinden, yani öğrenmeyle, kendisiyle, dünyayla ve diğer insanlarla etkileşimi üzerinden elde edilen, beynin kendisi hakkındaki kavramsal olmayan kuramıdır.”

Bu ilginç durumla ilgili bilim insanları farklı görüşler öne sürerken, Cleeremans bu fikri ilk defa 2011 yılında yayınlamış ve Haziran 2016’da Buenos Aires’da Bilimsel Bilinçlilik Çalışması Birliği 2016’da konu üzerine bir konuşma yapmış bulunuyor.

Cleeremans’a göre, bu adamın sadece ufak bir beyni kalmış olsa bile, geriye kalan nöronlar, kendileri hakkında bir kuram oluşturabiliyorlar; yani geriye kalan adam, eylemlerinin farkında.

Buna göre beynimiz, zor durumda kaldığında kendine bir çıkış yolu buluyor. Hasar görse bile kalan nöronlar bir organizasyon oluşturup vücutta oluşabilecek hasarı en aza indirebiliyorlar.

Bu adamın yaşadığı durum aslında şunun kanıtı: Beyin, son hücresi kalana kadar mücadeleye devam ediyor ve görevini bırakmıyor.

Bu çok ilginç olay, bilim dünyası için çok önemli. Çünkü beynin bu özelliğinin keşfedilmesi, ileride, birçok hastalığı geri çevirebileceğimiz yönünde büyük bir umut anlamına geliyor.

Basın’dan

Demode Kostümler

21F788E1-21AB-4F38-AB66-459620D95011

Zamanın dar geçitlerinden birinde; Sisli bir sokak başında durmuş gelen gideni izliyordu.

Onu göremezlerdi. Çünkü o gün kendine seçtiği oyunun kostümü ‘görünmezlik pelerini’ydi. 

‘Ne kadar gürültülü ve sisli’ dedi…Doğanın ahengini bozan tüm kuru gürültüler karşısında bir an kulaklarını tıkadı.

Az ileride bir kediye tekme atan genci gördü, daldan bir anda korkup kaçan kuşu farketti, onun ilerisinde yaşlı, yürümekte zorlanan bir kadına çarpıp özür dilemeksizin kaçan adam. İleride kavganın boyutunu sesleriyle de yükselten bir çifte takıldı sonra bakışları… 

Önünden kolundan çekiştire çekiştire götürülen ağlayan çocukla kesişti bir an bakışları…

Elini uzattı küçük çocuğa bir an görünmezliğini unutup, çocuk da uzaklaşırken dönüp dönüp ona baktı uzun uzun. O kadar insan içinde bir tek o, o çocuktu onu görebilen…

Dikenli kostümlerin tozları havaya karışmıştı; Bir anda hapşurdu Maya; 

‘İnsanlar hala bu tarihe karışması gereken dikenli, tozlu demode kostümleri üzerlerinde hala neden taşırlar ki’ diye geçirdi içinden.

Arabaların siren sesleri, insanların gürültülü sözcükleri, demode rollerin tozu uçuştu havada. Rüzgarın, dumanı, tozu, kuru gürültüyü savuşturma gayreti çaresizdi. 

‘Ben çekiliyorum’ yoruldum dedi rüzgar…

Maya sıcaklığını hissederek rüzgarın yerini alan Güneş’e usulca başını kaldırdı; 

‘İnsanların üzerine serpilen uyku tozunu alamadı rüzgar, peki sen, ya sen insanların kalplerindeki buzları eritebilir misin’ diye sordu narin sesiyle… 

Güneş gülümseyerek; 

“Bunu niye istiyorsun” diye sordu Maya’ya…

“Çünkü galiba insanlar kalplerindeki o kocaman büyük buz kütleleri yüzünden, ne etraflarını ne de içlerindeki mutsuz çocukları görmüyorlar”

DCA39F57-76D0-4A9A-A5D3-84BD800AC1F1

✍🏻 Evrenden

« Önceki Yazılar