Ruhlarımızı Geride Bıraktık…

Bir gün gözü pek bir adam Afrika’ya gitmeye karar verir. Yanında ona eşlik eden hamallardan başka kimsesi yoktur. Hamallar ellerindeki palalarla sık ormanlarda yolu açarak ilerlemesine yardım eder çünkü tek bir amaçları vardır, o da ne olursa olsun yürümeye devam etmektir.

Karşılarına bir nehir çıkarsa, mümkün olan en kısa sürede geçeceklerdir. Eğer karşılarına bir tepe çıkarsa zaman kaybetmemek için çabucak yolu değiştireceklerdir. Ama hamallardan biri aniden durur. Kâşif buna şaşırır. Yalnızca birkaç saattir yürüyorlardır. Bu yüzden kâşif sorar: “Neden durduk? Birkaç saat yürümeyle hemen yoruldunuz mu?”

Hamallardan biri ona bakar ve cevap verir: “Hayır efendim, yorulmadık. Ama o kadar hızlı ilerliyoruz ki ruhlarımızı geride bıraktık.

Şimdi beklemek zorundayız ki ruhlarımız bize yetişebilsin.

-Alıntıdır


İki yolcu hikâyesi

Bir yolcu gemisi yolculuk esnasında kopan bir fırtınada batar ve içindekilerden sadece iki adam küçük ve ıssız bir adaya yüzmeyi başarırlar.

İki kazazede adadan kurtulmak için çaresizce dua etmeye başlarlar. Kimin duasının daha güçlü olduğunu anlamak için de adayı ikiye bölmeye karar verirler ve adada karşılıklı olarak yaşamaya başlarlar.

İlk diledikleri şey yiyecektir. Ertesi sabah, birinci adam kendi tarafında dalları meyve dolu bir ağaç bulur ve ağacın meyvelerinden yer. Diğer adamın alanı ise hala çoraktır!

Bir hafta sonra, birinci adam yalnız olduğu için kendisine bir eş diler. Ertesi gün bir kadın yüzerek birinci adamın tarafına gelir. Diğer tarafta yine hiçbir şey yoktur!

Hemen sonra birinci adam bir ev, giysiler ve daha fazla yiyecek diler. Sihirli bir değnek değmişçesine tüm istedikleri kendisine verilir. Fakat ikinci adam hala hiçbir şeye sahip olamamıştır!

En sonunda birinci adam bir gemi diler böylece karısıyla birlikte adayı terk edebilecektir. Sabahleyin kendi tarafına demirlenmiş bir gemi bulur. Birinci adam karısıyla birlikte gemiye biner ve ikinci adamı adada bırakmaya karar verir. Onun hiç bir dileği gerçekleşmemiştir ve adadan ayrılmayı haketmiyordur.

Gemi tam kalkmak üzereyken birinci adam yankılanan bir ses duyar, “Neden arkadaşını adada bırakıyorsun?”

“Bana gönderilen nimetler sadece bana aittir çünkü onlar için ben dua ettim,” diye cevap verir. “Onun duaları kabul edilmedi o yüzden o hiçbir şeyi hak etmiyor.”

“Yanılıyorsun!” diye azarlar ses birinci adamı. “Onun sadece tek bir dileği vardı ve kabul ettim. Eğer etmeseydim sen gönderdiğim nimetlerin hiç birine sahip olamazdın.”

“Ne olur söyle bana” der birinci adam, “Ne diledi de ona minnettar olmam gerekiyor?”

Bunun üzerine ses cevap verir:

“Senin tüm dileklerinin gerçek olmasını diledi.”

-Alıntıdır


Aborijin duası

Aborjin Duası

Her şey yeterli olsun!

– Seni ayakta tutmaya yetecek kadar güzelliklerle dolu bir yaşam sürmeni diliyorum.

– Aydınlık bir bakış açısına sahip olmana yetecek kadar güneş diliyorum.

– Güneşi daha çok sevmene yetecek kadar yağmur diliyorum.

– Ruhunu canlı tutmaya yetecek kadar mutluluk diliyorum.

– Yaşamdaki en küçük zevklerin daha büyükmüş gibi algılanmasına yetecek kadar acı diliyorum.

– İsteklerini tatmin etmeye yetecek kadar kazanç diliyorum.

– Sahip olduğun her şeyi takdir etmene yetecek kadar kayıp diliyorum.

– Son “elveda”yı atlatmana yetecek kadar “merhaba” diliyorum.


Kültürlerarası Hemşirelik

KÜLTÜRLERARASI HEMŞİRELİK

  Hiç tanımadığınız bir ülkede anlamadığınız dilde konuşan insanların arasında hastalandığınızı ve hastaneye yatırıldığınızı hayal edin. Sağlıklı iken bile her insanın istediği ve hakkı olan güler yüzlülük, saygı duyulma, anlayış ve şefkat gibi insani ilişkilere hasta iken daha fazla ihtiyaç duyuyorsunuz. Tanıdıklık daha önemli hale geliyor. Hemşire işte tam da o kırılgan anınızda sihirli gülümsemesiyle giriyor hasta odasına ve hayatınıza. Elbette güler yüzlü olduğu kadar işinde iyi olması da önemli ama o tanıdıklık duygusu... Yabancı olduğunuz ülkede size bakım verenler kültürünüze ve inançlarınıza dair bilgi sahibiyse iyileşme sürecinizi kısaltıp ağrılarını azaltmaz mı bir parça daha?

Mesela Yehova şahitlerinden birisi için kan naklinin ölüm kadar kötü olduğunu, inançlı bir <Yahudi’nin et ve süt ürünlerini bir arada asla yemeyeceğini ve Şabat gününün önemini bir Müslüman için Cuma gününün anlamını,Ramazan’ı ve Kadir gecesini, bir Danimarkalı için söz verilen saatte orada olmanın kutsallığını, akşam saat altının bir İspanyol için henüz öğle yemeği saati olduğunu, bir Hristiyan için Paskalyanın ve Noel’in değerini bildiğini düşünün. Size bakım veren sağlık çalışanlarının size dair tüm değerlerin farkında olduğunu ve tüm saygısıyla bu özellikleri gözettiğini düşünün.

Dünyada Kültüre dayalı hemşirelik bakımı kavramından ilk kez 1940’lı yıllarda bahsedildi. Daha sonraki yıllarda Leininger transkültürel hemşirelik ve kültürel bakım teorisinedayanan “yükselen ve parlayan güneş” modelini oluşturdu. Bu model hemşirelik bakımına da yeni bakış açıları getirmiştir. Kültürel duyarlı ve şefkatli bakım kavramı ülkemizde de gittikçe üzerinde durulan ve hemşirelik eğitiminde hak ettiği yeri alan bir kavram oldu. 

Leninger’ın güneşi aslında TNP (TRANSCULTURAL NURSING FOR PRACTICE) projesinin de ilham kaynağı oldu. Projenin logosundaki gibi, hangi renkten olursa olsun hemşirelerin elleri kalbinize dokunuyor ve farklılıklara duyarlılık ilkesiyle şifa veriyor.  

2017 Yılında başladığımız Transcultural Nursing For Practiceprojesi Çek Cumhuriyeti ulusal ajansı tarafından finanse ediliyor. Proje ortağı olan ülkelerin (Danimarka, İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi, İspanya, Çek Cumhuriyeti ve Türkiye) her birinde beşer günlük öğretmen eğitimleri tamamlandı. Öğretmenlerimiz iki yılda farklı dönemlerde toplam otuz gün eğitim aldılar. 40.000 sayfadan fazla materyal geliştirildi ve her ortağın kültürel özelliklerini anlatan videolar oluşturuldu. İngilizce ve tüm ortakların dilinde çok dilli bir tıp sözlüğü geliştirildi. Projeyi tanıtan broşürler tasarlandı. Tüm bumateryaller projenin web sayfasında herkese açık olarak yayınlanıyor. (www.project-tnp.eu) 

10-14 Haziran tarihleri arasında Çeşme’de yapılacak olan proje toplantısında gelecek eğitim yılında öğrencilerin farklı ülkelerde yapacakları ve aynı zamanda eğitim materyallerinin doğrulaması olacak olan stajlarının detayları görüşülecek. Çiğli Ahmet Adnan Saygun Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi olarak bu denli kıymetli bir projede yer almaktan gurur duyuyoruz. Oldukça yorucu ama keyifli iki yılın ardından somut materyallerin ortaya çıkması, derslerde kaynak olarak kullanılabilir hale gelmesi gururumuzu katlarken yorgunluğumuzu da unutturuyor bizlere.                                                                            Hafife Erken, Cennet Kayhan



Kelebek ve Dalgıç Giysisi

Jean Dominique, dünyanın en çok satan dergilerinden biri olan Elle’ in Fransa baskısının başarıdan başarıya koşan editörüydü. Hayatının baharı denecek dönemdeydi daha, sadece 43 yaşındaydı. Locked -in sendromu denen illet ile buluştuğu yaş …

Hastanede gözlerini açtığında karşısında bir sağlık ordusu olduğunu fark etti önce. Doktorun : Adınız ne? ” sorusuna cevap verdi ardından. “Adım, Jean Dominique Bauby.”

Ancak bir terslik vardı. Doktor onu duymuyormuş gibi hiç durmadan sorusunu tekrarlıyordu :

” Adınızı söyleyebilir misiniz ? ”

Kendi sesini sadece kendisi duyabiliyordu, çünkü sol gözü dışında vücudunun her yeri felç olmuştu. Sol gözü ve işitme duyusu dışında iki şey daha vardı hayatta kalan : Hafızası ve hayalleri….

Durumunu kabullenmesi çok zordu ancak elinde en güçlü silahı olan umudu vardı.

Bir konuşma terapisti kendisi için özel bir alfabetik sistem oluşturdu. Bauby sadece sol göz kapağını hareket ettirerek iletişime geçebilecekti. Nasıl mı ?

Terapist, harfleri Fransızca”daki kullanılma sıklığına göre sıraladı : E, A, L, O, N, I…Harfleri yüksek sesle teker teker okudu. Jean Dominique istediği harfe geldiğinde göz kırptı ve bir sonraki harfe geçildi . Terapistin kurduğu bu özel alfabe sayesinde sol gözü ile konuşabiliyordu artık Bauby.

Sonuçta ne mi oldu?

” Kelebek ve Dalgıç Giysisi ” adını verdiği kitap, Türkçe dahil birçok dile çevrildi, satış rekorları kırdı, beyazperdeye uyarlandı. Julian Schnabel’e en iyi yönetmen dalında bir ödül kazandırdı.
-Alıntıdır.


Potansiyel

Uluslararası bir ayakkabı üreticisi, iki satıcısını farklı zamanlarda Afrika’nın ilkel bir bölgesine satış amacıyla göndermiş. Birinci satıcı Afrika’ya ulaşmış ve hemen şirkete telefon açmış : ” Burada kimse ayakkabı giymiyor. Burada bir pazar yok” demiş.

İkinci satıcı ise, ” Burada kimse ayakkabı giymiyor. Burada büyük bir potansiyel pazar var, ” demiş.

-Alıntıdır.


Arayış

Eflatun’ a sormuşlar :

İnsanoğlunun sizi en çok şaşırtan davranışı nedir ?

Eflatun cevaplamış :
– Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler.
Ne var ki çocukluklarını özlerler…
– Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, sonra sağlıklarını geri almak için para öderler…
– Yarından endişe ederken bugünü unuturlar. Dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar…

– Hiç ölmeyecek gibi yaşarlar. Ancak hiç yaşamamış gibi ölürler…

-Alıntıdır.

Artwork : Christian Schole