Dal

Günlerden bir gün, bir krala iki harika şahin hediye edilir. Kral, bu zamana kadar böyle ihtişamlı şahin görmemiştir. Bu değerli kuşları eğitmesi için bir şahin eğiticisi çağırır.
Aylar geçer, şahinlerden birisi gökyüzünde asil bir şekilde süzülerek uçuyor, ancak diğer şahin, üzerinde bulunduğu daldan geldiği günden beri bir türlü ayrılmıyordur.
Bunun üzerinde kral, ülkedeki pek çok şahin eğiticisini seferber eder ama kimse bu şahini uçurmayı başaramaz.
Ülkede denenmemiş tek bir eğitici kalmıştır. Sonunda kralın emriyle o eğitici de saraya getirilir ve çalışmaya koyulur.
Kral ertesi gün uyandığında camdan bakar ve her iki şahinin de muhteşem bir şekilde uçtuğunu görünce gözlerine inanamaz. Koşar adımlarla eğiticinin yanına gider ve sorar “Nasıl başardın bunu? En az 10 eğitici geldi başaramadı. Sen nasıl yaptın?”

Şahin eğiticisi de cevap verir: “Çok basit kralım. Sadece kuşun üzerinde durduğu dalı kestim.”

Bazen güvenlik alanlarımızın dışına çıkamadığımız için, istediğimiz yönde bir değişim gerçekleştiremeyiz. Böyle durumlarda, rahatlık alanımızın dışına çıkmak için üzerinde durduğumuz dalı kesmek gerekir. İstediğiniz muhteşem uçuşu gerçekleştirebilmek için, daha fazla beklemeyin.

Kesin o dalı! 134AD14E-9055-4683-831A-E46DB513BA8F

Bu Adamlara Dikkat Edin !

1957 yılında Amerika’nın güneyine araştırma yapmak üzere üs kuran Nasa’yı birgün küçük bir kızılderili çocuk farkeder ve koşa koşa epeyce uzakta bulunan kamplarına giderek Büyükbabasına haber verir.

-Büyükbaba, beyaz adamlar gelmiş, aşağıdaki vadide gördüm… Çok kalabalıklar ve birşeyler yapıyorlar.

Yaşlı kızılderili homurdanmaya başlar, belli ki epeyce sinirlenmiştir.

-Onlarla konuştun mu?

-Hayır, beni görmediler. Ben büyük tepenin üzerinden onları izledim.

-O zaman yarın yanlarına git ve orada ne aradıklarını sor.

Küçük kızılderili ertesi sabah yola koyulur. Üsse varır ve beyaz adamlardan birinin yanına gidip;

-Burada ne yapıyorsunuz? diye sorar.

Beyaz adamlardan birkaçı küçük kızılderilinin başını okşarlarlar, ona gülümserler ve;

-Hani geceleri gökyüzünde parlayan birşey var ya, biz buradan onu seyrediyoruz.

-Ay’mı? ! Peki ama neden?

Adamlar küçük çocuğun sorusunu yine gülümseyerek yanıtlarlar.

-İlerde… çok yıllar sonra buradan oraya insanları götürebilmek ve orada yeni bir hayat kurabilmek için… Anladın mı?

Küçük kızılderili şaşkınlığını gizlemeye çalışarak “Anladım” der ve koşa koşa uzaklaşır.

Öyle hızlı koşmuştur ki, kampa geldiğinde konuşamaz haldedir. Hemen büyükbabasının yanına gider ve kendisine söylenenleri bir bir anlatır. Yaşlı kızılderili torununun anlattıklarını dinledikten sonra iyice sinirlenir, bağırıp çağırmaya başlar.

Ertesi sabah yine torununu yanına çağırır, hayvan derisi üzerine kızgın bir çubukla ve kendi lisanınca yazdığı notu torununa uzatarak der ki;

-Bunu al, beyaz adamlara götür ve onlara de ki;

” Bunu büyükbabam gönderdi… Oraya, yani Ay’ a gittiğinizde bunu oradakilere verecekmişsiniz.”

Küçük kızılderili kendisine söyleneni aynen yapar. Üsdeki beyaz adamlardan birine notu verir, Büyükbabasının söylediklerini de iletir ve yine koşaradım uzaklaşır.

Üs çalışanları, belli bölümleri yakılmış deri parçasına bakıp, bakıp saatlerce gülerler.

Ancak aradan bir kaç gün geçtikten sonra, yaşlı kızılderilinin o notla, sözde ayda yaşayanlara nasıl bir mesaj iletmek istediğini merak etmeye başlarlar. Bu merak günden güne öylesine büyür ki, bir tercüman çağırmaya karar verirler.

Tercüman geldiğinde herkes bir araya toplanır ve merakla beklemeye başlarlar. Bu arada gülüşmeler hala ara ara devam etmektedir.

Tercüman deri parçasını eline alır , okur ve ağlamaya başlar. Herkes şaşkındır, gülüşmeler yerini iyiden iyiye meraka bırakmıştır.

Tercüman yaşlı gözlerini kalabalığa çevirir ve der ki;

-Not aynen şöyle;

“Bu adamlara dikkat edin, elinizden topraklarınızı almaya geliyorlar!”

Sunay Akın

Banka Soygunu

Çin’in Guangzhou kentinde bir banka soygunu….

Soygunculardan biri bankadakilere bağırır: “Kımıldamayın. Para devletindir, ama hayatınız sizindir.”

Herkes sessizce yatar… Bunun adı “Zihin Değiştirme Kavramı”dır.
Alışılmış düşünce tarzını değiştirmek…

Bu arada müşterilerden bir kadın bir masanın üzerine yatmıştır. Ama bacaklar ortada… Soyguncu bağırır: “Edebini takın. Bu bir soygun, ırza geçme değil!”

Bunun adı “Profesyonellik”tir. İşin neyse onun üzerinde yoğunlaş!
Soyguncular paraları yüklenip eve kapağı atmışlar. Daha genç olanı (MBA derecelidir) daha yaşlı olanına (ki bu ise 6 yıl ilkokuldan sonra terk): “Abi, hadi şu paraları sayalım,” der. Daha yaşlı olanı der ki: “Çok aptalsın be. Bu kadar para oturup sayılır mı? Bu akşam zaten TV haberlerinde kaç para çaldığımızı öğreniriz.”

Buna “Deneyim” derler! Günümüzde deneyim kağıt diplomalardan çok daha önemlidir.

Soyguncular bankadan kaçtıktan sonra Şube Müdürü, Şube Şefine hemen polisi aramasını söylemiş. Şef demiş ki: “Durun hele Müdürüm. Alacaklarını aldılar. Biz de bir 10 milyon daha alıp daha önce iç ettiğimiz 70 milyon dolara ekleyelim, ne dersiniz?”
Buna “Dalgayı yakalamak” derler. Berbat bir durumu kendi lehine çevirmektir bu!

Müdür der ki: “Yahu, her ay bir soygun olsa harika olurdu. Ne eğlenirdik!”

Buna “Sıkıntılardan kurtulmak” derler. Kişisel mutluluk işinden çok daha önemlidir.

Akşam TV haberleri bankadan 100 milyon dolar çalındığını açıklamış!

Çaldıkları paranın çok daha az olduğu bilen soyguncular oturup saymışlar parayı… Tekrar tekrar saymışlar. Bakmışlar hepsi topu topu 20 milyon! Çok kızmışlar bu işe:

“Biz hayatımızı tehlikeye atıp 20 milyon çalabildik. Banka Müdürü bir el hareketiyle 80 milyon götürdü. Galiba soyguncu olmak yerine doğru dürüst eğitim görmek daha iyiymiş!”

Bu “Bilgi altından daha değerlidir” demektir…

Banka Müdürü çok mutludur. Özellikle bir süre önce borsada kaybettiklerini geri alabildiği için.

Buna “Fırsatları kullanmak” derler. Kazanmak için risk almak gerekir.

635BF827-F0DC-4F77-82B4-9F6A5ADD8E3D

Vizyondaki Kabus

Vizyondaki Kabus

“Elinin altında televizyon varken bir çocuk doğal kaynaklara başvurmaya gereksinim duymaz ve can sıkıntısı gibi bir durumla karşılaşmaz.

Çocuk, televizyona olumsuz eleştiri getiren bir araştırmacının deyimiyle “down time”a (makinelerin stop ettiği an) girmekten kurtulur ve günlük programının dağılıp kendini çaresizce zamanın akışına bıraktığında, gerçek anları yaşayamaz.

Bir zamanlar bütün bir öğleden sonra “yapacak şey bulamayan” çocuklar yaratıcı oyunlar uydurur, kendilerini oyalayacak ilginç bir şeyler bulurlardı.

5767152B-9895-449C-AE55-53B691C97C7F

Bugünlerde çocukların düş güçlerini kullanmalarına gerek yok. Yeni masallar uydurmak, oyunlar icat etmek ya da gerçeği farklı biçimlerde kurmak eğilimi pek azında mevcut.

Yirmi yıldan az bir süre içinde altı ile on sekiz yaş arası çocukların televizyon izleme süreleri yüzde 70 oranında arttı. Bu artışı fark eden uyanık elektronik eşya şirketleri çocukları bilgisayar ve video oyunlarına alıştırdı.

Sonuç şu: Televizyon, dil edinimi için tek kaynak olamaz çünkü televizyon soru sorabilir ama çocuğun sorularını yanıtlayamaz.

Bir çocuk eğer günde ortalama iki ila dört saat arası televizyon izliyorsa ilkokulu bitirdiğinde toplam sekiz binden fazla kabusa ya da cinayete tanık olmuş olacaktır.” diyor Barry Sanders.

Suçlu geçmişimizi, an ve an tekrarlardan arındıramayarak, farkındalık bilincinden yoksun, ardı arkası kesilmeyen İnsanlık ayıplarımızı yaşayan, yaşatan bizler; hala siyah beyaz bir dünyanın içinde hapsolmaya izin veriyoruz.

Artık UYANARAK değişmeli, içimizdeki ve dışımızdaki çocuklara yorulmadan sevginin gücünü aktarmalı, kaliteli zaman ayırmalı ve yaratıcı düş zamanları oluşturarak, zamanın çengelinden kurtulmalı ve renkli düşlerin zamanlarını birlikte oluşturmalıyız!

Yoksa hep tekrarlanan siyah beyaz film karelerinin ve zaman çemberinin içinde sıkışarak kalacağız.

Evren’den ✍🏻

 

 

Devamını oku

Yaş ve Tecrübe

Kuzey ülkelerinden birinde adil, bilge ve güçlü bir Kral kurduğu yaşlılar konseyiyle ülkesine yıllarca hükmederek, bu Dünya’dan göçüp gider. Tahta, genç kral çıkar. Ancak genç kral, babasından devraldığı ülkenin yönetiminde ne zaman yeni bir iş yapmak istese, yaşlı ve tecrübeli danışmanlar hep ona karşı çıkmaktadır. Çünkü Genç ve tecrübesiz Kral her işin hemen sorunsuz olacağını sanmaktadır. Görmüş geçirmiş danışmanlar ise ” aman efendim o diğer ülkenin sınırı savaş çıkar, aman efendim öyle yaparsanız halk ayaklanır kıt kanaat geçinen halkın çoğu ölür” diye karışmakta ve Kral’ın tepesini attırmaktadırlar. Bunun üzerine Kral kendi kendine düşünür ve :

“Eli ayağı tutmayan bu yaşlılar konseyi, güçsüz zor ayakta dururlarken kalkmış benim gibi güçlü bir Krala akıl veriyorlar. Hem bu insanlara bakmak bile külfetli…Benim ülkemde hep genç ve kuvvetli insanlar yaşamalı…” Aklına geldikçe o kadar sinirlenir ki yaşlı danışmanların hepsinin kellelerini vurdurur ve kendisine genç yetenekli, cevval danışmanlar alır. Hatta o kadar ileri gider ki hıncı, köylere kasabalara tellallar çıkartıp :

-” Ey Ahali ! bundan böyle 70 bahar görmüş her yaşlı kasabalardan uzağa, dağ ya da ormana sürgüne gönderilecektir. Buna uymayan kişiler bizzat Kral tarafından cezalandırılacak,” diye çağrıda bulunur.

Bu yeni çıkan yasa yüzünden yaşlılar kentlerden, kasabalardan, köylerden kovulur, sürgün edilir. Gitmeyen ya da reddedenler taşlarla ve sopalarla kovalanır, dövülür.

Yıllar yılları kovalar, genç bir çiftçi yaşlanan babasını onun ağlamalarına ve yalvarmalarına rağmen ellerini ve ayaklarını bağlayıp, bir kızağa oturtup oğlu ile birlikte ormanın derinliklerine götürür ve bırakır.

“Nasılsa gerisini kurtlar halleder” diyerek oğluyla köpeklerin çektiği kızağıyla dönerken oğlu bir anda genç çiftçiye sorar :

“-Baba bu kızağı nereden aldın?”

“-Bunu büyükbaban yapmıştı.”

“-Eski olmasına rağmen çok sağlam görünüyor.”

“-Evet, hatta sen büyüdüğünde bunu sana vereceğim, senin olacak” deyince, çocuk birdenbire;

” -Yaşasın! Bende seni ormana bu kızakla götürüp bırakabileceğim.” diye bağırır. Genç çiftçi bir anda irkilerek kendine gelir ve tekrar kızağını babasını bıraktığı yere çevirir, neyse ki geç kalmadan yetişmiştir. Yaklaşmakta olan kurtları hemen kovalar, babasının ellerini çözer ve onu tekrar çiftliğe getirerek samanlığın içindeki gizli bir kulübede saklar.

” -Aman baba, sesini sakın çıkartma köylüler ya da komşularımız seni görürse muhafızlara ihbar ederler, “diye sıkı, sıkı tembih eder ve oradan ayrılır . Her akşam evde el ayak çekilince babasını ziyaret ederek, ona bir tas yemek ve ekmek bırakır.

Yazın gelmesiyle karlar erir, kuzular ve hayvanlar yavrulamaya başlar. Fakat o yaz daha önce görülmemiş bir hastalık hayvanları kırıp geçirir. Genç çiftçi ne yapacağını bilemezken, akşam babasını ziyarete gittiğinde,

-Baba hayvanlarımız ölüyor elimden bir şey gelmiyor ne yapmalıyım? diye sorar.

” -Ben çocukken yine böyle bir hastalık olmuştu, sen şimdi vakit kaybetmeden hastaları diğerlerinden ayır, sonra dağın eteklerinde yetişen mor renkli çiçek açan otlardan topla bunu kaynatıp hasta olanların sularına her gün bir tas karıştır” diye cevap verir baba…

Genç adam babasının dediklerini yapar. Hayvanların bir kısmını kaybetse de çoğunu kurtarır. Köylüler ise onun kadar şanslı değildir, ellerinde çok az hayvan kalmıştır.

Hasat zamanı geldiğinde ise bir festival yapılacak, büyük kutlama için köylüler en iri ve besili hayvanlarını kurban edecek ve ziyafetler verilecektir. Yaşlı adam oğluna:

“-Bak oğul hayvanların, hastalığı yeni atlattılar. Eğer festivale katılırsan elindeki damızlık hayvanları kaybeder, dara düşersin bu yıl festivale katılmayacağını bildir yoksa gelecek yıl eksilenleri yerine koyamazsın. ” der.

Bunun üzerine genç çiftçi babasının dediği gibi yapar ve festivale katılmaz. Baharla birlikte birçok oğlak ve kuzu sahibi olur, sürüsünü çoğaltır.

O yıl hasat pek bereketli değildir. Köylülerin ellerinde kalan arpa, buğday sert geçen kışı atlatmalarına yetmez. Köylüler yine krizdedir, kışın sert geçmesi ve verimsiz geçen yıl, ellerindeki tohum için ayırdıkları buğdayı tüketmelerine neden olmuş, çaresiz kalmışlardır. Bu defa yaşlı adam:

“-Evlat eğer elinde tohumluk kalmadıysa samanlığın çatısını sök, ben orayı yaparken altına su geçirmesin diye samanı koymuştum” der.

Genç adam samanları söküp tekrar döver, çıkan tohumları da tarlasına eker. Çiftçiler sıkıntı çekerken genç adamın her soruna bir çözüm bulması kıskançlığa neden olmuş, köylüler arasında dedikodular yayılmaya başlamıştır.

“Geçen yıl bizim hayvanlar kırılırken onunkilere bir şey olmadı”

“Baharda sürümüz azalırken onunkiler çoğaldı. Büyü yapmış olmasın?”

“Geçen yıl ki kuraklığın sebebi de o olmalı ”

“Biz toprağa tohum atamazken onun tarlaları yemyeşil ! Kesin büyücü yakalım ! ”

“Asalım büyücüyü, yürüyün !!!”

Gece yarısı genç adamın evine gelen öfkeli kalabalık elinde mumla, samanlığa gittiğini görünce onu takip ederek, yaşlı adamı ve genç çiftçiyi yakalarlar ve yaka paça Kral’ın adaletine teslim ederek, en ağır şekilde cezalandırılmasını isterler .

Bu arada yıllar, genç Krala da acımasız davranmış ve onu yaşlı bir adam yapmıştır. Sıranın kendisine geleceğini sezinlemiş olan Kral, kendi çıkardığı hükümlere teslim olmak üzeredir. Bir halk mahkemesi kurup yargılamaya geçilir.

” -Söyle bakalım sen bir büyücü müsün?”

“-Hayır !”

“-Herkesin sürüsü kırılırken seninkilere bir şey olmamış nasıl oldu bu ?”

“- Babam efendim o yapılacak ilaçları biliyordu.”

” -Peki, köylüler fakirleşirken ve koyunlar kuzu vermezken senin büyük bir sürün olmuş! ”

” -Evet, o da doğrudur efendim babam hastalık sürüyü zayıflatınca güçlü olanları festivalde satma kurban etme sana lazım olur demişti haklı çıktı.”

” -Peki, tarlayı ekemeyen çiftçiler senin tarlanın ekili olduğunu söylüyor bunu nasıl başardın.”

“-Babam efendim, bereketli yıllarda çatıya serdiği samanları tohumluk olarak kullandık. Yaşlılık cezalandırılacak bir şey değil efendim, aslında onların bilgeliğine ihtiyacımız var. Hem sanmayın ki öldüklerinde o bilgiyi yanlarında götürüyorlar. Ben babamdan nasıl yapıldığını öğrendim, oğluma öğreteceğim. Bana ne ceza verirseniz verin umurumda değil, o benim atam ve onu taşımak bakmak bana külfet değil, Tecrübeleri bize birer armağandır.”

Bunun üzerine Kral biraz geçte olsa yaptığı hatayı anlayıp çıkardığı yasayı kaldırır. Genç adama ise ceza vermeyip onu baş danışmanı yapar. Bundan böyle yaşlıların bakılmasını, onların bilgeliğinden faydalanılmasını ve onların gönüllerinin hoş tutulmasını emreder. Genç adam babasına o vefat edene kadar bakar.

Düzenlenmiştir

Sevene diken olma

“Çiçeklerle hoş geçin, balı inciltme gönül.
Bir küçük meyve için dalı incitme gönül.
Mevla verince azma, geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül.
Dokunur gayretine, karışma hikmetine,
Sahibi hürmetine, kulu incitme gönül.
Sevmekten geri kalma, yapan ol yıkan olma,
Sevene diken olma, Gülü incitme gönül..”

~Yunus Emre~1460A37A-EDC1-4218-A9A5-A41899062085

« Önceki Yazılar Recent Entries »