Açelya Elmas ile beş çayı…

ResimTeşhisim konulduğunda ilk aklıma gelen isimlerdendi Açelya ELMAS. Diziyi çekmeye devam ettiğine göre kemoterapi alırken, demek ki ayakta durabileceğim diye mutlu olmuştum. Ve o günden itibaren bir gün O’nunla sohbet etmenin tadına doyum olmaz diye düşündüm. İşyerimde misafir ettiğim ve mütevazılığıyla herkesin beğenisini kazanan bu güzelliğe ne desem az. İsmiyle müsemma; bol çiçek açan. Sıcacık gülüşü, dik duruşu ve umutla bakan o güzel gözlerine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

*Sevgili Açelya kendinden biraz bahseder misin, oyunculuğa nasıl başladın?

Nasıl başladım?

Hep derler ya çocukluğumdan beri olan bir şeydi içimde, gerçektende öyle içinde olunca insanın, “Fame” diye bir dizi vardı, konservatuvar hayatını anlatırdı, dans şarkı müzik izlerken o diziyi evin içinde açık bir alanımız vardı, ordan oraya uçardım, çocukken ayna önünde kendi kendime senaryolar yazardım oynardım, bir ağlar bir gülerdim, ailem korkardı bu çocuk ruh hastası olacak diye… Ve sonra oyuncu oldum, ailemizde modacı var annem ressam, babam reklamcı ve matbaacı, teyzem tekstilci olduğundan beni sürekli tasarım ve çizime yönlendirirdi. Uzun süre kurslara gittim teyzemde moda üzerine okumamı isterdi onun bölümünde.Grafik sınavlarına giderken, opera bölümünün sınavına girdim ve kimseye söyleyemedim şan üzerine sınavlara gidiğimi kimse bilmiyordu…Herkes beni grafik sınavına giriyorum sanıyordu ama ben şan bölümünü kazandım ve bir dizi sınavlara girdim. Bizim okula girmek için dört beş sınava arka arkaya giriyorsunuz. Ailem heyecanla sonuçları bekliyordu ve gittiğim kursun duyuru tablosuna kazananların bölümleri yayınlanmıştı, benim şan bölümünü kazandığımı gören herkes şok oldu… Herkesi kandırıp konsevatuvarlı olmuştum, ailem o andan itibaren destekçim oldu.Öylelikle başladım ama okulum 6 seneydi ama ben 4. Senesinde eğitimle beraber iş hayatına da başladım…

*İlk projen neydi?

İlk projem “Şehrazat Müzikali” idi ve çeşitli filmfestivallerinde aktif görev aldım ve Türkiyedeki ilk opera klibini Dolmabahçe sarayında ben çektim. İlk dizim ”Zeynep” adında bir diziydi, sonrasında “Deliyürek”, “Evyah Babam” ,” Nisan Yağmuru” , “Kurşun Yarası” ” Lale Devri” gibi dizilerde rol aldım. Dizi sektörü hemen hemen 1998 yılında oldukça hareketliydi. Ve bende o yıllardan beri severek dizi projelerimi yürütttüm, hastalıklara rağmen.

*Peki kanserle nasıl tanıştın? Neler hissettin?

Kanserle 2003 yılında tanıştık Kurşun Yarası dizisinde iken. Hoçkin Lenfoma’ydı adı; Lenf Kanseri, hoş bir tanışma olmadı elbette.

*Sürekli kontrollere gidiyor muydun? Yoksa bir tesadüf eseri rahatsızlığından dolayı mı tetkikler yaptırdın veya düzenli tetkikler yaptırsaydın bu derece kayıplara uğramayabilir miydin?

Hiç kontrole giden biri değilim.Ve tüm bilgi toplantılarında” ERKEN TEŞHİS HAYAT KURTARIR” denilmesine katılıyorum. Çok önemli çünkü ve herkesin bunu anlaması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca toplum olarak doktor seven bir millet değiliz, biz hep son çare olarak doktora gidiyoruz biliyorsunuz.

Ben çok hiper aktif bir tiptim, halada öyleyim aslında. Hep bir uyku halim başladı, sette devasa sofralar kurulur sette ama ben tabakları itip masada uyurdum, yemeğim gelir beni uyandırırlardı, set sırasında sıcak bir yer bulduğumda kıvrılır yatardım. En son bayılmalar da başlayınca yapımcım Şükrü AVŞAR “Açelya gel seni bir doktora götürelim” dedi. Öksürüyorum, terliyorum bir anda kendimi kötü hissetmeye başladım ve o dönemlerde Cunda adasında “ Kurşun Yarası” nı çekiyorduk dağlarda, yaylalarda, sabah erken başlıyorduk çekimlere ve üzerimizde ipekler, ayağımızda çarıklar var diye basit bir üşütme olarak düşündüysem de yok dediler bu durum normal değil deyip İstanbula gelip özel bir hastanede bir dizi tetkiler yaptırdım ve aileme; “Açelya iyi durumda değil, durumu kötü, kurtaramayabiliriz, hazırlı olun, henüz ona söylemeyelim son sözü biyopsiden sonra doktoru söylesin” demişler.

İlk etapta bana söylenmedi, sete geri döndüm meğer ailem ve yapımcım, set arkadaşlarım herşeyi biliyormuş, moraller bozuk, ağlayanlar üzülenler bir garip hissettim. Herkes kanser olduğumu biliyor ve kimse bir şey belli etmemeye çalışıyor. Bir durgunluk bir sessizlik. Bir hafta sonra doktorumla görüşmemizde doktorum değişik bir tedaviye başlayacağımızı söyledi ve kanser olduğumu öğrendim.en çok tedavinin saçlarımı dökeceğini ve beni güçsüzleştireceğini öğrendiğimde tutamadım kendimi ve bir anda kalktım gittim 15 dakika kayboldum ortadan hüngür hüngür ağladım ağladım ve sonra doktorumun yanına gittim tekrar, hiçbirşey olmamış gibi “ evet şimdi ne yapacağımızı anlatın, sonra ben napıcamı anlatıcam dedim ve dimdik durmaya çalıştım.

*Dolayısıyla rutin kontrollerle değil, belirtiler ve bir rahatsızlık sonucu gitmiştin doktora, burada unutulmaması gereken insanlar bu raddeye gelmeden rutin kontrollere gitmeliler değil mi Açleya?

Evet ama insanlar doktorları ve hastaneleri çok sevmiyorlar. Ama babamın ve teyzemin benden sonra yapılan tetkiklerle kanser hastalığı olduğu anlaşıldı. Yapılan incelemelerde de ırsi olmadığı ve strese karşı vücut direncimin çökmesiyle, çalışma şartlarımın uyku düzenimi altüst etmesi ve içe atmalarlan oluşan bir yıklışmış aslında kanser hastalığı. 2 evrenin b’sinde yakalandı benim vücudumda. Adı itici bu hastalığın. Ölümcül bir hastalık oluşu ürpetmişti beni. Fakat en çok beni medyadaki lanse edilişi beni üzmüştü. “Kansere yenik düştü veya Ölümcül hastalık; kansere yakalandı “ gibi dramatize edilmesi beni oldukça olumsuz etkilemişti. Hernüz yenilmediğim bir düşmana, yenilmişim gibi hissetmekten zor kurtulmuştum.

*Bu sevimsiz durumla beraber benim bazı güzelliklerim oluştu hayatımda, ebru sanatına, profesyonel fotoğraf çekmeye ve birşeyler yazmaya başladım, sen neler kazandın, neler kaybettin Açelya?

Bazen doğuştan olur ya birşeyler. Sanatçı bir ailenin içinde büyüdüm, hep birşeyler çiziyor, yazıyordum. Hayatımın her alanında hep sanat vardı. Şarkı sözlerim var hatta “Ihlamurlar Altında” ’nın ‘Günahkarsın’ adlı şarkısı benimdir cd’nin 2. Şarkısı dinlersin hatta ağlarsın eminim Seçilciğim. “Gece Sesleri” ‘nin sözleri de bana ait. Hatta ben seslendirmiştim yazdıklarımı. Hep yazan çizen bir insandım, duygu yoğunluğumla bu şekilde başa çıkabildim.

Her zaman hayatta olduğum için şükür duyan bir insanım, sabah kalktığımda gülümseyen her zaman mutluluğu seçmiş bir insanım, ama demek ki içerde çok büyük patlamalar yaşamışım anladım ki. Belki zamanında öfkemi dışarı kusamadığım için diyorum kendi kendime ve içerde büyük yaralar açmışım demek ki. Şimdi daha dışarıya atmayı , çevremde en sevdiğim dahi olsa bana olumsuzluklar anlatan kişileri kendimden uzaklaştırmayı seçtim. Arayıp şu hastaymış, bu kansermiş dediğinde biri uzak kalmak istiyorum. Çünkü herkesin kötü bir hikayesi var hayatta ! Ama ben artık bu durumlardan kendimi uzak tutmaya karar verdim, çünkü ailemizde kendi acılarımızın yanında yabancıların derdi derdimizdir ve hep üzülürüz. Çünkü hastalık hastalığı getiriyor, üzüntü üzüntüyü getiriyor. Negatif durumlardan uzaklaştığınızda rahat bir nefes alıyorsunuz sanki .Hayat en sağlam tutmak istediğiniz yerden yıkıyor kalelerinizi…

*Kanser hastalığı için umut olsan, nasıl bir bir umut olmak isterdin Açelya?

Seçil’ciğim varlığım bir umut diye düşünüyorum. İnsanlar beni izlediği için dik duruşumla onlara umut kaynağı olduğumu düşünüyorum. 4 kez kanser teşhisiyle tedavi gördüm ve 2 kere ilik nakli oldum. Oldukça ağır bir tedaviydi 2 sene boyunca hiç yürüyemedim ama sonra kalktım kick-box yaptım. Kendimi kapatmadım karanlık odalara, hep ortada olmaya gayret ettim, geçtiğim yollardan haberdar ettim insanlar, e-postamdan gelen dualarla ayakta durdum. Moral herşey bu tedavide, en yardımcı unsur bence. Ve herkese izlediğim yolu anlattım. Tecrübelerimi mümkün mertebe paylaşmaya çalıştım. Sosyal medya aracılığıyla kendimden hep haberdar ettim sevenlerimi.

*Kanser hastalarına en önemli tavsiyelerin nedir Açelya?

Moral
Moral
Moral

Önce Allah’a inanmak, sonra kendine inanmak, herşekilde galip geleceğine inanmak. Ve yaşadığı hayattan uzaklaşmamak, eğer kendini dört duvar arasına kapatırsa kanserle mücadele eden insan umutsuzluk üzerine sıcacık bir battaniye gibi ısıtacaktır onu ve karda uyuyacaktır. Ama bilmeyecektir karda uyumak yavaş yavaş öldürür. Geçmişte kalacağını bilmek gerekir kötü yaşanmışlıkların. Bu hastalık geçmişte kalıyor bizimle gelmiyor. Mühim olan bu süreci en güzel nasıl atlatabiliriz onu bulmak aslında, spor yaparak mı, sevdiklerimizle doyasıya eğlenceli vakitler geçirerek mi, kendimize birşeyler katarak mı? Ben o dönemleri hep gülerek geçirdim ve eminim kanser hücreleri oksijeni sevmediği gibi gülümsemeyi de sevmiyor. Doktorum hep der: Bir hastam bana gülümseyerek geliyorsa kan değerlerinden şüphe etmem, kesin yüksektir der.

Çünkü moral ve pozitif enerji her zaman tamir eder ağrıyan yanlarımızı, bünyemizi etkiler unutmayın…

Senin bir sözünü unutamadım Seçil:
Mutsuz olma lüksü yoktur bazı yüreklerin !

Sağlıcakla kalalım…

Fotoğraf: Seçil Nimet
Kolaj: ANSIZIN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s