Tag Archives: tıp tarihi

Antik Mısır’da tıp

ANTİK MISIRDA TIP

Eski medeniyetler mevzu bahis olduğunda, Antik Mısır, tıp alanında gelişmelerin görüldüğü ilk medeniyet olarak biliniyor.

Yaklaşık 3000 yıl öncesine ait hiyerogliflerde, Firavun’un burnuna uygulanan bir tedavide adı geçen Sekhet-Eanach ise Eski Mısır’ın ilk doktoru olarak belirtiliyor. Antik Mısır’da yaşamış en önemli doktor ünvanını alan Sekhet, en büyük doktor anlamına gelen İmhotep Sıhhat ve Deva Tanrısı unvanlarını da almış.

Hastalıklarda genelde çeşitli tedavi yöntemleri kullanılıyordu. Tedavi olarak okunmuş büyülü hayvan organları kullanılırken; kekik, bal ve aloe veradan yapılmış karışımların yanında, bakterileri öldürmek için antibiyotik kullanılıyordu. Tıbbi müdahalelerde cerrahlar günümüzde olduğu gibi gayet bilindik aletler kullanılıyordu.

En eski tıbbi bilgilerin merkezinde olan Antik Mısır’dan kalma hiyerogliflerde, ilaçların karışımlarının nasıl yapıldığı, hapların nasıl kalıp haline getirildiği, timsah ısırığının nasıl tedavi edildiği detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Sadece ilaç yapımını içermeyen bu bilgiler içinde büyüye, tılsımlara ve psişik tedavilere de yer verilmiştir. Afyon ve cannabisin önemli bir yere sahip olduğunu gösteren ilaç reçetelerindeki tariflerin çoğu, günümüz modern ilaç yapımında da halen kullanılmaktadır.

Hamilelik Testi

Mısır’da 1898 yılında Sir Flinder Petrie adlı bilim insanının ortaya çıkarttığı Kahoun Papirüsü ile 1862 yılında bulunan Smith Papirüsü ve 1873 yılında bulunan Ebers Papirüsü’nde gebelik, idrar hastalıkları, varisler ve gebelik testleriyle ilgili bilgiler yer alıyor. Müzelerde sergilenen papirüslerde yer alan bilgilere göre, hamile şüphesi olan bir kadın her gün sabah idrarıyla biri buğday, diğeri arpa dolu iki torbayı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir başka kadın da yine ayrı ayrı buğday ve arpa torbalarını idrarıyla sularmış. Hamilelik şüphesi olan kadının idrarla suladığı buğday ve arpa dolu torbalar, diğer kadının suladığı torbalardan daha önce çimlenirse, hamile olduğu anlaşılırmış. İki kadının suladığı buğday ve arpalar aynı anda çimlenirse hamilelik olmadığı ortaya çıkarmış. Hamile olan kadınların sabah idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunduğu için, buğday ve arpa torbaları diğer normal idrarlarla sulananlardan çok daha önce yeşerirmiş. Günümüzde meyve ve sebzenin daha erken sürede yetiştirilmesi için hormon kullanılması da aynı yöntemin bir benzeridir.

Bebeğin Cinsiyeti

Mısırlıların kullandığı yöntemde, doğacak bebeğin cinsiyeti de önceden tesbit edilebiliyordu. Hamile kadının idrarıyla sulanan tohumlardan, buğday taneleri daha önce filizlenirse bebeğin erkek, arpa taneleri daha önce filizlenirse bebeğin kız olacağı anlaşılıyordu. Prof. Julias Manger, 1933 yılında laboratuvarda kutuların içerisinde kurutma kâğıtları üzerine yerleştirdiği buğday ve arpa tanelerini, idrarla sulayıp, Mısırlıların kullandığı gebelik ve cinsiyet belirleme yönteminin doğruluğunu ispat etmiştir. Günümüzde kullanılan gebelik testleri de, kadının idrarındaki hormon sayısının yoğunluğuna göre sonuç verir ve aynı esaslara göre uygulanır.

Prof. Dr. Hulusi Köker de, Mısırlıların kullandığı gebelik testi yönteminin bilimsel olarak doğrulandığını ve hatta bebeğin cinsiyetinin de aynı yöntemle belirlenebildiğini onaylıyor.

Altay Sengur

Onedio

Ankara Numune Hastanesi

Gelecek hafta Ankara Numune Hastanesi kapatılacak ve Ankara Şehir Hastanesine entegre edilecektir. Sizlerle Türk Tıp Tarihinde az çok yer edinmiş olan hastanemizin kısa bir tarihçesini paylaşmak istedim.

Deniz Belen

Ankara Numune Hastanesi

Namazgah Tepesi’nde Gureba Hastanesi olarak Sultan II. Abdülhamit döneminde 1881 yılında hizmete girmiştir.

İstiklal Harbinde Cebeci’deki küçük bir revir istisna bırakılacak olursa Ankara’nın tek hastanesidir ve Merkez Mülkiye Hastanesi olarak da bilinir. Cephede yaralanan askerlerimiz için Anadolu’da hizmet veren en önemli hastanedir. Tüm ağır yaralılarımız burada tedavi edilmişlerdir.

Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra Atatürk’ün önerisi ile bir yasa çıkarılarak 1924 yılında Ankara Numune Hastanesi adını alır.

Halen hizmet veren ana binanın (B-Blok) mimarı Viyana kökenli Robert Oerley’dir (1876-1945). Oerley 1927’de Ankara İmar Müdürlüğüne baş danışman olarak atanmıştır. Ankara Numune Hastanesini 1928-1933 yılları arasında inşa etmiştir. Binanın müteahhiti Vehbi Koç’tur ve devletten aldığı ilk ihale budur.

Oerley ayrıca Theodor Jost ile Hıfzısıhha binasını da inşa eden mimardır ve Ulus Hali ile ilk Kızılay Genel Müdürlüğü binası da onun eserleridir.

Ankara Numune Hastanesi yapıldğı yılda Türkiye’nin en büyük hastanesi olmuştur.

Hastanenin planı Almanya’nın Mannheim kentinde bulunan Theresien Krankenhaus binasından esinlenilmiştir, orijinal plana yakın inşa edilmiştir.

Hastanede kuruluşundan itibaren Türk ve Alman kökenli çok sayıda hekim çalışmış ve ülkemiz tıbbına, bilimsel ilerlemesine önemli katkılar sağlamıştır. Bu hekimlerden bazılarının isimleri şöyledir;

Ernst Magnus-Alsleben (Dahiliye)

Max Meyer (KBB)

Albert Eckstein (Pediatri)

Eduard Melchior (Cerrahi)

Alfred Marchionini (Dermatoloji)

Şükrü Sarıbaş (Nöroloji)

Bu tanınmış ekip Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin 1946 yılındaki kuruluşuna da katılmıştır.

Prof. Dr. Eckstein efsane bir hocadır. Modern Türk pediatrisinin kurucularından sayılabilir. İhsan Doğramacı yanında eğitim almıştır. Bugün dahi onun saha çalışmaları referans olarak kullanılmaktadır. Bütün Anadolu’yu yorulmak bilmeden dolaşıp zamanın tüm bulaşıcı ve diğer çocukluk çağı hastalıklarının epidemiyolojisini ortaya çıkarmış ve tedavileri, önlenmeleri için gerekli tedbirleri aldırmıştır. Yahudi kökenli olmasına rağmen Viyana’da çalışan bir dışişleri mensubumuzun terminal dönem rahatsızlığı bulunan çocuğu için (Viyana’ya ulaştığında Avusturya’lı hekimler çocuğun ölmüş olduğunu ve boşuna geldiğini söylemelerine rağmen çocuğu görmekte ısrar etmiştir) yaşamını tehlikeye atarak o dönem Nazi işgalinde olan Avusturya’ya hükümetimiz korumasında girmiş, çocuğu tedavi edip geri dönmüştür. Savaş sonrası Ankara’dan ayrılırken Ankara halkı inanılmaz bir kalabalıkla onu gardan yolcu etmiş, uğurlarken getirdikleri hediyeler vagonlara sığmamıştır. Hakkında, Ankara Ünivetsitesi Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalında çalışan Prof. Dr. Alp Can’ın yayınladığı değerli bir kitap vardır.

O dönemde Ankara’da beyin cerrahı olmadığından beyin ameliyatlarını Melchior, Türk Nöroşirürji Derneğinin önceki başkanı sayın Prof. Dr. Şükrü Çağlar’ın da büyükbabası olan Prof. Dr. Şükrü Sarıbaş’ın lezyonların anatomik lokalizasyonlarını tarif etmesi üzerine gerçekleştirmiştir.

Türk tıp tarihinde önemli bir yeri olan, günümüze kadar çok sayıda nitelikli uzman hekim yetiştiren, eğitim yuvası, sağlık hizmetinde en önde yer almış, Türk Tıbbının aydınlık yüzü Numune Hastanesini tarihe emanet ederken gelecek nesillerin unutmaması dileğiyle esenlikle kalın.

Referans Kitaplar:

Boğaziçine Sığınanlar, Fritz Neumark

Albert Eckstein’la Anadolu’da 15 Yıl, Nejat Akar-Alp Can